29 Mart 2011 Salı

BELGESELLERLE DOLU İKİ YIL

“Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” etkinliği 2011 yılına “İş Bankası Müzesi’nden Beyaz Perdeye” isimli bölümle girdi.

Beşiktaş Belediyesi’nin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Belgesel Sinemacılar Birliği’yle düzenlediği “Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” etkinliği ikinci yaşına girdi. Bu projeye başlarken temel amaçlardan biri gösterim imkânı bulamayan belgesel filmlere mekân sağlamak, belgesel severlere de kaliteli belgesel seyrettirmekti. Her çarşamba Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nu kar kış demeden dolduran belgesel severlerden anlıyoruz ki proje amaçlarından birine ulaştı. Daha şimdiden Türkiye’nin en uzun soluklu belgesel şölenlerinden biri oldu.

Artık amatör ya da profesyonel olarak belgeselle uğraşanların, belgesel izlemekten hoşlananların daimi bir mekânı var. Onlar her çarşamba Levent Kültür Merkezi’nde buluşuyor, çay-simit eşliğinde sohbet ediyor, belgesel seyrediyor, daha da önemlisi bir arada yeni yerler tanımanın, farklı kimliklerle tanışmanın zevkini yaşıyorlar.

Daha yeni yeni terk ettiğimiz soğuk kış günlerinde bile Levent Kültür Merkezi belgesel meraklılarından fire vermedi. Dışarıdan gözlendiğinde her çarşamba Levent Kültür Merkezi’nde yapılan etkinlik daha çok bir aile toplantısını andırıyor. Çünkü artık herkes birbirini tanıyor, hal-hatır soruyor, belgesellerin kritiğini yapıyor.

Hadi gelin hep birlikte bu sıcak ailenin kış boyunca izlediği belgesellere bir göz atalım. Belgesel severler 2011 yılına İş Bankası Müzesi arşivinde yer alan “Ustalar ve Bilgeler” belgesel dizisini seyrederek girdi. 1980 öncesinde çekilmiş altı bölümlük dizi kültür-sanat alanında öne çıkan bilgelere odaklanıyordu. İş Bankası Müzesi’yle yapılan işbirliği sonucunda, daha önce gösterim imkânı bulamayan belgeseller seyirciyle buluştu. 5 Ocak 2011 tarihinde gösterilen ilk belgesel Cemal Reşit Rey’in hayatını anlatıyordu. Cumhuriyet tarihinin birinci kuşak bestecilerinden “Türk Beşleri” grubunun üyesi Cemal Reşit Rey’in bir başka bilinmeyen özelliği daha ortaya çıktı. Rey bir Beşiktaş kentlisiydi. Uzun yıllar Serencebey Yokuşu’nda oturdu. Suha Arın’ın yönetmenliğini yaptığı belgeselin ardından Aydın Karlıbel, Celal Kara’dan Cemal Reşit Rey’le ilgili ayrıntılı bilgiler alma fırsatımız da oldu.

Serinin ikinci belgeseli Âşık Ali İzzet Özkan’la ilgiliydi. Anadolu ozanlar kuşağının Âşık Veysel’le birlikte son temsilcilerden sayılan Ali İzzet Özkan’ın yokluk içinde geçen hayatının anlatıldığı belgeselin yönetmeni yine Suha Arın’dı. Söyleşi bölümünün konuğu Ahmet Özdemir belgeseli tamamlayacak ayrıntılı bilgileri seyircilerle paylaştı.

Güner Sarıoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği Ressam Eşref Üren ve Yücel Çakmaklı’nın yönettiği Bedia Muvahhit belgeselleri de ses kalitesinin kötülüğüne rağmen yoğun bir ilgiyle izlendi. Serinin son iki belgeseli Vasfi Rıza Zobu ve Meriç Sümen’i ses kalitesinin gösterim standartlarının çok altında olduğu için seyirciyle buluşturamadık. Meraklılarına hemen duyuralım, İş Bankası Müzesi’ne belgesellerin restorasyonunun yapılmasının ardından göstermek istediğimiz ilettik. Sesler onarılır onarılmaz bu iki belgeseli de seyredebileceğiz.

Teknik nedenlerle gösteremediğimiz belgesellerin yerine geçen yıl da belgesellerine yer verdiğimiz Selçuk Kızılkayak, Savaş Güvezne, Hasan Özgen’in yönetmenliğini yaptığı belgeselleri gösterdik. Selçuk Kızılkayak’ın çektiği “Bakır ve İnsan” doğada bulunan bakır madeninin zahmetli süreçlerden geçerek evimize girmesinin öyküsünü anlattı. Hasan Özgen ve Savaş Güvezne’nin çektiği “Ve Taşlar Tanıktır” ise geçmişten bugüne Diyarbakır kentini tanıttı bizlere…

Şubat’ın ortasında gösterdiğimiz bir belgesel izleyenlerin gönlünde taht kurdu. Müzisyen, etnomüzikolog Adela Paeva bir İstanbul seyahati sırasında Nevizade’de bir meyhanede çeşitli milletlerden arkadaşlarıyla birlikte dinlediği şarkının izini arıyordu. Paeva şarkının peşinden tüm Balkanları gezdi. Her ülkede küçümseyici gözlerin söylediği “bu şarkı bizim”, dedelerimizden atalarımızdan kalma yorumuyla karşılaştı. Bu şarkı yüzünden Sırbistan’da dövülme, kendi memleketi Bulgaristan’da ise öldürülme tehdidiyle yüz yüze geldi. Aslında bizlere göstermek istediği esas nokta şarkının kökeninin neresi olduğu değil, bir müzik eserinin bile milliyetçilik duygularını kabartarak ufak boyutlu kavgalara yol açabileceğiydi. Başında söylememiz gerekeni sonunda söyleyerek bitirelim: Bahsettiğimiz şarkı “Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur” dizeleriyle başlayan “Kâtibim”.

Belgeselin sonunda hoş bir sürprizle karşılaştık. Müzisyen ve araştırmacı Haluk Tarcan, söyleşi bölümünde söz alarak, bizim Kâtibim diye bildiğimiz şarkının kökeninin Balkanlarla ilgisinin olmadığını, 19. yüzyılın ortalarında yapılan Kırım Savaşı nedeniyle İstanbul’a gelen İskoçyalı bir müzisyenin İstanbul’daki müzik çevrelerine şarkıyı tanıttığı bilgisini verdi. Şarkı ne Türk, ne Arnavut, ne Boşnak, ne Sırp, ne de Bulgarlara aitti. Öz be öz İskoç şarkısıydı.



23 Şubat 2011’de gösterdiğimiz yönetmenliğini Rebecca Cammisa’nın yaptığı Amerikan yapımı “Ev Hangi Tarafta Kaldı” belgeseli hem konusu, hem teknik kalitesi bakımından iki sezondur seyrettiğimiz belgeseller arasında en iyilerden birisiydi. Dokuz yaşında iki Honduraslı çocuğun kargo trenlerinin üstünde Amerika’ya kaçabilmek için yaptıkları tehlikeli yolculuğu anlatıyor. Belgeselin ardından Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Dış İlişkiler Müdürü ve gazeteci Metin Çorabatır’ın anlatımıyla dünyadan ve Türkiye’den örneklerle kaçak göçmen ve mülteci faaliyetlerinin güncel bilgilerine ulaştık.

Hâlâ Fransa’da yaşayan şarkıcı Tülay German’ın belgeseli izleyenleri 70’li yıllara götürdü. Didem Pekün ve Barış Doğrusöz yönetmenliğini yaptığı “Tülay German: Kor ve Ateş Yılları” sayesinde arşiv görüntülerinden Tülay German’ın muhteşem sesini bir kez daha duyduk. Söyleşi bölümünün konuğu İzzet Öz, Paris’te gerçekleştirdiği Tülay German ve Erdem Buri röportajı sırasında yaşadıklarını anlattı.




Kış mevsimini 9 Mart’ta gösterdiğimiz “İfakat” isimli ödüllü belgeselle uğurladık. Cefakâr Karadeniz kadınının hikâyesinin anlatıldığı belgeselin yönetmeni Orhan Tekeoğlu’ydu. Belgeselin ardından Şükran Soner ve Orhan Tekeoğlu’nun keyifli söyleşisini dinleme fırsatı bulduk.

İlkbahara selam durduğumuz bugünlerde “Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” etkinliği devam ediyor. 16 Mart-13 Nisan arasında “arkeoloji belgeselleri” göstereceğiz.

Tavşan kanı çayımızın, çıtır çıtır simidimizin, birbirinden ilginç Türk ve yabancı belgesellerin tadına bakmadıysanız hâlâ çok geç kalmadınız. Her çarşamba 19:00’da Levent Kültür Merkezi’nde olacağız. Bekleriz!

Hiç yorum yok: