1. ADIM: Dizlerini kır, tüm gücünü topla!
2. ADIM: Knidos'tan aldığın güçle zıpla!
3. ADIM: Rahat ol düşeceksin, bugüne kadar kimse havada kalmadı.
O da ne? Nicholas ne yapıyorsun?
Şimdi diyebilirsiniz ki bunun Aşıklı'yla ne alakası var... Aşıklı'ya gidilirken binilen THY Kayseri uçağının penceresinden Mağlova ve Güzelce kemerleri avlanırsa, buraya konulmayı hak eder. Her ne kadar fotoğrafın kalitesi kötü olsa da...
Sabah ilk iş tepeyi ziyaret. Radikal Gazetesi'nin arkeoloji haberlerinin fantastik başlıklarından aldığım ilhamla 'her fotoğrafa bir başlık' kampanyası başlatıyorum. Tabii ki her başlıkta 'en', 'ilk' gibi olmazsa olmazlar yer alacak. Üsteki fotoğraf için önerim şu: Dünyanın ilk neolitik şemsiyeleri Aşıklı'da bulundu! İkisi sarı, biri kırmızı olan şemsiyeler için Galatasaray Kulübü de devreye girdi.
Neolitik dönemin ilk dilek kuyusu yine Aşıklı'da!
Neolitik dönemden bugüne sönmeyen ateş bulundu. Uzmanlar burada pişirilen etlerin, gazetelerin duyurduğu dünyanın en uzun neolitik tüneli kullanılarak İrlanda'ya kadar götürüldüğünü belirtiyorlar. İlk paket servis Neolitik dönemde yapıldı!
Ufuk Esin’in adını arkeoloji bölümüne girdiğim 1995 yılında duydum. Sonra kendisini gördüm prehistorya laboratuvarında... Ufak-tefek, ama her halinden bilgili-görgülü olduğu anlaşılıyordu…
Bir sonraki karşılaşma 1998 yılında Aşıklı Höyük’teydi… Şapkasıyla tepedeki haymanın altında oturuyordu.
Sonraki karşılaşma ise benim için dönüm noktasıydı. Arkeolojiyi bitirmiş ve sanat tarihinde yüksek lisans yapmak istiyordum. Herhalde yıl 1999… Amacım ülkede pek de itibar görmeyen, hatta kavram olarak kabul görmeyen ‘Bizans arkeolojisi’ hakkında birşeyler yapmaktı. Malumunuz arkeologlar Bizans kazmayı sevmiyor, sanat tarihçiler ise kazmaktan hazzetmiyor…
Edebiyat Fakültesi’nin kasvetli sınıflarından birine girdim, bir gün önceden aldığım kumaş pantalon ve gömlekle… Danışman hocamın kravat takmak gerekir uyarısı aklımdaydı, ama bünyeye ters geldi, takmadım, elimde tuttum.