21 Eylül 2011 Çarşamba

AKDENİZ'DEN EGE'YE ATLAYANLAR

 1. ADIM: Dizlerini kır, tüm gücünü topla!
 2. ADIM: Knidos'tan aldığın güçle zıpla!
3. ADIM: Rahat ol düşeceksin, bugüne kadar kimse havada kalmadı. 
O da ne? Nicholas ne yapıyorsun?

ARKEOLOJİ MERAKLISI TATİLCİLERE 9: LARİSA

Kuzeybatı Anadolu’daki tüm kentler, maalesef Troia, Assos veya Alexandria Troas kadar şanslı değiller. Bazılarının, tarihte geçen isimleriyle günümüzde bulundukları yerler bile çakıştırılmamış. Uzmanların birçok Kuzeybatı Anadolu kentinin nerede olduğu konusunda yaptığı tartışmalar hâlâ devam ediyor.

Bu tartışmaların uzun bir dönem devam ettiği kentlerden biri de Larisa, yani günümüzdeki adıyla Limantepe. Calvert’in ilk olarak 1859 yılında sunduğu tezler Larisa’nın Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi Kösedere Köyü yakınlarında bulunan Limantepe olduğunu kanıtlıyor. 1884 yılında Limantepe’yi gezen Scliemann ve 1972 yılında yaptığı araştırmaları yayımlayan Cook da Limantepe’nin Larisa olduğu konusunda hemfikirler.

Çözümlenemeyen zorunlu göç

Kentin tarihi diğer kuzeybatı Anadolu kentleriyle paralellikler taşıyor. M.Ö. 8. yüzyılda Aiol etkisi görülmeye başlanıyor. M.Ö. 7. yüzyılda Larisa’ya Lesbos Adası’ndan gelenlerin egemen olduğunu anlaşılıyor. İzleyen yıllarda Atina’yla ticari ilişkilerin başlıyor. M.Ö. 5 yüzyılda Larisa, Attika Delos Deniz Birliği’ne katılıyor. Birliğin önemini yitirmesiyle kent, Perslerin Marmara Denizi’nin güneyinde kurdukları satraplık (yönetim) merkezi olan Daskyleion’a bağlanıyor. Pers egemenliğini sona erdiren, M.Ö. 4. yüzyıldaki Büyük İskender’in kuzeybatı Anadolu’ya gelişi ve bölgedeki kentlere verdiği özgürlükler Larisa’ya da fayda sağlıyor. 

Büyük İskender’in ölümünden sonra komutanlarından Antigonos’un başlattığı zorunlu göç politikasına Larisa’nın da katıldığı antik kaynaklarda yazıyor. Ancak kaynaklar, arkeolojik verilerle karşılaştırılarak doğrulanmış değil. Bir başka soru ise M.Ö. 301’de Antigonos’un ölümüyle sona eren Alexandria Troas’a yapılan göçlerden etkilenen halkların yeniden kendi kentlerine döndüler mi? Antik kaynaklar Larisalıların kentlerine dönüp dönmediklerinden bahsetmiyorlar. Dolayısıyla bu sorunun cevabı, kentte yapılacak arkeolojik kazıların sonucunda aydınlanacak.

M.Ö. 3000’den M.Ö. 3. yüzyıla…

Larisa’da sadece Calvert 1859 yılında kısa süreli kazı çalışması yapıyor. Günümüze kadar süren diğer arkeolojik çalışmalar ise yüzeyden toplanan buluntuların değerlendirilmesinden ibaret. Durum böyle olunca kentte gelen ziyaretçiler, antik kentlerde görmeye alışık olduğumuz kalıntılar yerine, sürekli olarak üstünde tarım yapılan bir höyükle karşılaşıyorlar.

1987 yılında kentin yakınında bulunan Apollon Smintheus Tapınağı’nı kazan Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi arkeologlarının Larisa’da yaptıkları yüzey araştırmaları birçok bilgiye ulaşmamızı sağlıyor. Toplanan yüzey buluntularına göre höyük M.Ö. 3000 ile M.Ö. 3. yüzyıl arasında iskân edilmiş. Bu araştırma sayesinde antik kaynaklarda adı geçen, Larisa’nın 600 metre güneyinde liman kalıntıları da bulunuyor. Araştırmaların bir başka önemli sonucu da limanın hemen yakınında olan Limantepe’ye göre daha küçük bir höyük. 

Denize yakın olmanın ve Tuzluçay’ın suladığı verimli toprakların avantajlarını yüzlerce yıl iyi bir şekilde kullanarak gelişen kent zamanın, tarımın ve kaçak kazıların tahribatından zarar görmeye devam ediyor. Kısa bir zaman içinde başlamasını ümit ettiğimiz arkeolojik kazılar Larisa hakkında karanlıkta kalmış soruların cevaplarını bulacak; Larisa’yı gezi rotalarına ekleyen arkeoloji ve tarih meraklılarının sayısı hiç kuşkusuz artacak.

21 Ağustos 2011 Pazar

BİZİM ORALAR!

Bizim oralar, nereler? Eskiden Adapazarı, Bilecik, Bozöyük, Kütahya, Afyon, Burdur, Kemer ve en sonunda Yaka'ydı, Tlos'tu... Şimdilerde Yenikapı, Bursa, Manisa, İzmir, Aydın, Bafa, Göcek, Fethiye ve Yaka!

Evin 1 kilometre ötesindeki Tlos kenti bazilikası

Tlos stadiumu

Selçuk Kızılkayak yapımı muhteşem mangal!

Patara'nın İstiklal Caddesi

Patara deniz feneri! Türünün ender örneklerinden...

Deniz fenerini göz kamaştırıyor!

15 Ağustos 2011 Pazartesi

AŞIKLI HÖYÜK'TEN İZLENİMLER

Bu fakir kütüğün gönlü zengin sahibi -önceden buradan duyurduğu üzere- haftasonu için Aksaray'daki Aşıklı Höyük'teydi.


Az sayıda fotoğraf çekti. Çektiklerinden fazlasını hafızasına almayı tercih etti. İşte çektiklerinden bir bölüm! Hafızaya aldıklarını da ileride yazacağını söylüyor. Ama belli olmaz, bununla da idare edebilirsiniz.




Şimdi diyebilirsiniz ki bunun Aşıklı'yla ne alakası var... Aşıklı'ya gidilirken binilen THY Kayseri uçağının penceresinden Mağlova ve Güzelce kemerleri avlanırsa, buraya konulmayı hak eder. Her ne kadar fotoğrafın kalitesi kötü olsa da...



Sabah ilk iş tepeyi ziyaret. Radikal Gazetesi'nin arkeoloji haberlerinin fantastik başlıklarından aldığım ilhamla 'her fotoğrafa bir başlık' kampanyası başlatıyorum. Tabii ki her başlıkta 'en', 'ilk' gibi olmazsa olmazlar yer alacak. Üsteki fotoğraf için önerim şu: Dünyanın ilk neolitik şemsiyeleri Aşıklı'da bulundu! İkisi sarı, biri kırmızı olan şemsiyeler için Galatasaray Kulübü de devreye girdi.




Neolitik dönemin ilk dilek kuyusu yine Aşıklı'da!


Dans eden Neolitik bebek gün ışığına çıkarıldı! Üstelik bugüne kadar bulunanların en güzeli ve en iyi dans edeni.

Neolitik dönem labradorları çiçeksiz uyumaz!

Neolitik dönemden bugüne sönmeyen ateş bulundu. Uzmanlar burada pişirilen etlerin, gazetelerin duyurduğu dünyanın en uzun neolitik tüneli kullanılarak İrlanda'ya kadar götürüldüğünü belirtiyorlar. İlk paket servis Neolitik dönemde yapıldı!


Bu kadar dalga yeter! Yolunuz Aksaray'a düşerse Aşıklı Höyük'ü gezmeden dönmeyin. Düşmezse Aşıklı Höyük kazılarının güzel sitesi de size fikir verecektir.

11 Ağustos 2011 Perşembe

AŞIKLI HÖYÜK'E DOĞRU...

Ufuk Esin’in adını arkeoloji bölümüne girdiğim 1995 yılında duydum. Sonra kendisini gördüm prehistorya laboratuvarında... Ufak-tefek, ama her halinden bilgili-görgülü olduğu anlaşılıyordu…

Bir sonraki karşılaşma 1998 yılında Aşıklı Höyük’teydi… Şapkasıyla tepedeki haymanın altında oturuyordu.

Sonraki karşılaşma ise benim için dönüm noktasıydı. Arkeolojiyi bitirmiş ve sanat tarihinde yüksek lisans yapmak istiyordum. Herhalde yıl 1999… Amacım ülkede pek de itibar görmeyen, hatta kavram olarak kabul görmeyen ‘Bizans arkeolojisi’ hakkında birşeyler yapmaktı. Malumunuz arkeologlar Bizans kazmayı sevmiyor, sanat tarihçiler ise kazmaktan hazzetmiyor…

Edebiyat Fakültesi’nin kasvetli sınıflarından birine girdim, bir gün önceden aldığım kumaş pantalon ve gömlekle… Danışman hocamın kravat takmak gerekir uyarısı aklımdaydı, ama bünyeye ters geldi, takmadım, elimde tuttum.

Karşımda üç hoca! Ama sonradan anladım ki bana hoca gelen bir tek Ufuk hoca! Diğer iki hoca klasik sorular sordu, daha önceden hazırlandığım… Ufuk Hoca ise ayda ne kadar kitap okuduğumu sordu sadece. Evet, evet ne kadar kitap okuduğumu… Şaşırdım! Kurulmuş saat gibi diğer iki hocaya cevap yetiştirmeye çalışan ben, bu basit soruya zor cevap vermekte zorlandım. Dedi ki bol kitap okursan herşeyin üstesinden gelirsin. Ne olursa olsun diye ekledi!

Şimdi, daha doğrusu iki gün sonra onun kazdığı, can arkadaşlarımın çalıştığı Aşıklı Höyük kazısını ziyarete gideceğim. Bu vesileyle yakın zamanda kaybettiğimiz Ufuk Hoca’yı bu fakir kütükte anmak istedim. Can dostlarımdan Güneş Duru'nun kaleminden çıkma, benim editörlüğünü yaptığım dergide yayımlanan bir yazısını da ekleyerek!

İyi kazılar!

İlgilenenlere not: Sınavı verdim :)















8 Ağustos 2011 Pazartesi

ARKEOLOJİ MERAKLISI TATİLCİLERE 8: ANTANDROS

Yollar sevenleri birbirine buluşturduğu gibi, bazen de toprak altında kalmış antik kentleri gün yüzüne çıkarıyor. 20. yüzyılın başından beri birçok sikke ve anıtta adı geçen Antandros da bunlardan biri.

Balıkesir’de, Altınoluk-Edremit karayolunun ikinci kilometresindeki kentin tespiti, 1968 yılında Cook tarafından yapılıyor. Fakat arkeolojik çalışmalar, 1980’li yılların sonundaki bir yol yapımı nedeniyle başlıyor.

Edremit Körfezi’ndeki kentin tarihi hakkındaki bilgiler çok çeşitli… Birçok antik kaynak, önemli bir liman ve tersane kenti olduğundan, Kimmerlerin yoğun etkisinden bahsediyor kent için… İda Dağı’ndan gelen kaliteli kerestenin, Antandros limanlarından Ege kentlerine gittiği biliniyor. Bu bilgileri doğrulayabilmek için Ege Üniversitesi arkeologları, kentte yaptıkları kazı çalışmalarına ek olarak, su altı yüzey araştırmaları da yapıyorlar.

Kimmerlerin İzi

Göçebe oldukları için Anadolu’da fazla iz bırakmayan, tüm noktalarıyla araştırılmamış halklardan biri de Kimmerler. Anayurtları olan Karadeniz’in kuzeyinden, İskitlerin baskısıyla Anadolu’ya geldikleri biliniyor. Korkusuz savaşçılar olarak ünlenen Kimmerler, Frig ve Lidyalıların başlarını dertten eksik etmiyor; Gordion’u yağmalıyorlar, Sardes’i alıp Lidya kralı Gyges’i öldürüyorlar. Bu süreç içinde Anadolu’da yerleştikleri tek yerin Antandros olduğu düşünülüyor. Arkeologlar, M.Ö. 6 yüzyıldaki kalın yangın tabakasını Kimmerler’e ait bir iz olduğu düşüncesindeler. Çünkü yazılı kaynaklara göre Kimmerler bir yüzyıla yakın yaşadıkları Antandros’ta, M.Ö. 570’te Lidya Kralı Kroisos’la yaptıkları savaşta yeniliyorlar. Bu yenilgi Kimmerlerin Anadolu’daki sonunu hazırlıyor. Kent, 6. yüzyılın başlarında, tüm Anadolu’yu etkileyen Perslerin egemenliğine giriyor.

Roma villası Efes’tekilerle yarışıyor

Kentteki önemli buluntu topluluklarından birini de Geç Roma Dönemi buluntuları oluşturuyor. Bunların arasında M.S. 4. yüzyıla tarihlenen bir Roma Villası var ki diğerlerinden ilk bakışta ayrılıyor: Edremit Körfezi’ne bakan eğimli alanda kurulu villa, 33 metre uzunluğunda tamamı mozaik döşeli portiko’su (sütunlu avlu), opus sectile’li (çeşitli boyda ve biçimde kesilmiş renkli mermer parçalarıyla oluşturulan döşeme) odaları, yer yer mermer yer yer duvar resimleriyle kaplı duvarları, latrina’sı (umumi tuvalet) ve hamamıyla, dönemin sivil mimari anlayışı ve günlük yaşam hakkında birçok bilgi sağlıyor.

600 Yıllık bir nekropol

Mezarlıkların kötü duygular uyandırmadığı insan sayısı herhalde çok azdır. Arkeologlar için mezarlıklar veya onların deyimiyle nekropol, (ölülerin kenti) çalıştıkları dönem hakkında birçok bilgi elde edebilecek laboratuarlardır. Hele hele Antandros’ta kazan bir arkeolog için, Anadolu’nun en özel laboratuarlarından birinde çalışıyor dersek, yanlış olmaz. Antandros nekropolü, M.Ö. 8. yüzyıldan M.Ö. 1. yüzyıla kadar kesintisiz olarak kullanılıyor.

2001 yılında bu yana sürdürülen kazılarda elde edilen bulgular, Antandros’un Troas Bölgesi’nin önemli kentlerinden biri olduğunu kanıtlar nitelikte… Kanıtları yakından görmek için Balıkesir ve Bursa arkeoloji müzelerini görmek gerekiyor.