11 Ekim 2012 Perşembe

BELGESELİN SIĞINAĞI


Belgesel sinemanın sığınağı olur mu? Pekâlâ olur! 
Nasıl mı? Gelin, nasıl olur anlatalım… 

Bırakın belgeseli, belgenin ve arşivciliğin bile önemsiz olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Televizyon kanalları magazin programlarını yayınlamak için para öderken, belgesel yayınlamak için para istiyor. Böyle bir ortamda bir avuç belgeselci Kültür Bakanlığı’ndan aldıkları mütevazı bütçelerle Anadolu’nun dört bir yanında imkânsızı başarmaya çalışıyor. Bu mücadele belgeselin tamamlanmasından sonra da devam ediyor. Çünkü belgeseli izleyiciyle buluşturmak da başlı başına bir sorun. Türkiye’de sadece belgesel sinema gösteren bir salon yok. Belgeselcilerin gösterim için iki şansları var: Adana, Antalya, İstanbul, Safranbolu, 1001 Belgesel ve benzeri film festivallerine belgesellerini yollamak. Bir diğeri de sadece abone olanların takip edebildiği İz TV. 


Afiş tasarımı: Y. Metin Keskin

Bu iki seçeneğe alternatif yaratma amacıyla 2010 yılı başında üç kurum bir araya geldi: Belgesel Sinemacılar Birliği, Beşiktaş Belediyesi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti. Belgeselcilere ürettiklerini paylaşabilecekleri; belgesel severlere de yılın sadece bir haftası veya bir ayı değil, özenle seçilmiş belgeselleri tüm sezon boyunca izleyebilecekleri bir salon yaratmayı amaçladılar. “Bir Belgesel, Bir Gazeteci, Çay ve Simit” isimli etkinlik 3 sezondur her çarşamba 19:00’da Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’nda devam ediyor. Dünyanın dört bir yanında çekilen belgeseller, boş koltuklara değil her hafta belgesel izlemek için salonu dolduran belgesel severlere gösteriliyor. 

Bu sığınak diğer sığınaklar gibi karanlık… Ama diğerlerinin aksine bu sığınak dünyaya açılıyor. Siz de dünyanın gidişatı hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız Levent Kültür Merkezi Onat Kutlar Sinema Salonu’na sığınabilirsiniz. Her çarşamba 19:00’da sıcak bir çay, çıtır çıtır bir simit ve ardından ufkunuzu genişletecek bir belgesel sizleri bekliyor olacak.

bugünbugece

3 Eylül 2012 Pazartesi

BARCELONA MON AMOUR


Picasso, Miro, Dali gibi büyük sanatçıların yaşam mekânlarını, ürettiklerini mi görmek istiyorsunuz? Yoksa Gaudi, Frank Gehry, Zaha Hadid, Norman Foster gibi mimarların eserlerini mi gezmek istiyorsunuz? Ya da Akdeniz güneşi, güzel bir kumsal ve tapas barlar bana kâfi mi diyorsunuz? Katalan başkenti tercihi size bırakıyor. İsterseniz Picasso, isterseniz Gaudi, isterseniz kum ve güneş.


Passeig de Gracia, sadece Barcelona’nın değil Avrupa’nın da en görkemli bulvarlarından biri. Bulvar ziyaretçilerine Barcelona mimarlığının en gözde örneklerinin görülebileceği görsel bir şölen sunuyor. Bu şölenin iki simge yapısı Gaudi’nin tasarladığı Casa Battlo ve Casa Mila (halk arasındaki ismiyle La Pedrera). 























Montjuïc’te bulunan Katalan Sanatı Ulusal Müzesi (MNAC), Barcelona’da en fazla vakit ayırmanız gereken mekânlardan biri. Müzenin Romanesk duvar resimlerinden oluşan muhteşem koleksiyonunu gezmek için bile bir gün ayrılabilir. Bu koleksiyonun dışında Gotik, Rönasans ve Barok, Çağdaş Sanat, Nümizmatik koleksiyonları da ilgi çekici. 

Müzeden çıktığınızda sizi karşılayan kent manzarası ve sokak çalgıcıları yorgunluğunuzu gideriyor. MNAC pazartesi dışında haftanın her günü açık. 



13. yüzyılda inşaatına başlanan, hâlâ tam anlamıyla bitirilemeyen katedral Barcelona’nın koruyucu azizi Eulalia’ya adanmış. Katedral’in bulunduğu meydanda, her pazar toplanan Katalanlar ulusal halk dansları Sardana’yla coşuyor. Katedral her gün açık.

Zafer Takı, şehir parkının (Parc de la Ciutadella) kuzey sınırını taçlandırıyor. 1888 yılında kentte düzenlenen Dünya Fuarı için inşa edilen takın iki yanında endüstri ve ticareti simgeleyen heykeller bulunuyor.











Mies Van Der Rohe'nin 1929 yılında Barcelona'da yapılan Dünya Fuarı için tasarladığı Alman Ulusal Pavyonu 1930 yılında yerinden söküldü. Mimarlık tarihinin simge binası 1986 yılında aslına uygun olarak yeniden inşa edildi. Her gün 10:00-20:00 arası açık. Pavyonun içindeki heykel, heykeltıraş Georg Kolbe'ye ait.
  














Atlas 233

3 Ağustos 2012 Cuma

MAVİ YOLCULUK YAPMAK İSTEYENLERE FAYDALI NOTLAR

Yıl 1981 miydi?

Emin değilim.

Ya 1981 ya da 1982…

Bodrum’a gelmiştik. Gözümün önünden gitmeyen görüntü, passerellanın üzerinde duran miçoya manavın attığı karpuzlardı. Küçücük yaşım ve cüssemle o karpuzların nasıl “uçtuğunu” bir türlü anlayamamıştım.

Adını hatırlamadığım küçük bir Bodrum guletiyle ilk mavi yolculuğuma yelken açtık. Kaptanın da, sonradan çocukluğum boyunca örnek aldığım miçonun da adını hatırlamıyorum. Ne büyük ayıp! Ama bugün görsem ikisini de tanıyacak kadar gözümün önünde suratları. Siyah bıyıklı, seyrek saçlı, tabii ki yanık tenli, kısa boylu bir kaptanımız vardı. Miçomuz ise tam bir miço! Her daim kıpkırmızı gözleri, sarı saçları, gözümün önünden hiç gitmeyen palet ayaklarıyla kahraman bir adamdı. Sünger çıkarır, balık tutar, yemek yapar, makine tamir eder. Tam bir görev adamı! Bir de arı yakalardı. Söylediğine göre dilini ısıran insanı arı sokmazmış. İlk başlarda inanmadım tabii. Ta ki arıyı yakalayıp teker teker kanatlarını, ardından iğnesini koparttığını gözümle görene kadar… Yakınımda bir arı vızıltısı duysam hâlâ gayriihtiyari dilimi ısırırım.

Her neyse, bu göz yaşartıcı giriş aslında bu fakir kütükte yapmadığım bir işin haberini vermek içindi… 5-6 yaşında başladığım mavi yolculuk macerama hâlâ sıkılmadan devam ediyorum. Nette araştırdım karıştırdım, bir türlü bulamadım: Kumanya hazırlığı, nereden ne alınır, ne alınmaz, rotaya nasıl karar verilir, yüz teknenin kıç kıça durduğu koylardan nasıl uzak durulur, kaptanın suyuna nasıl gidilir? Ufak ufak bu bilgileri kütüğe yazayım belki faydalanırsınız.

Alın kâğıdı kalemi elinize, veya yaklaştırın yazıcıyı bilgisayara, verin ağzına boş A4’leri… Notunuzu sağlam alın her zaman böyle bonkör değilim.

12 kişilik bir grubunuz var ve bir mavi yolculuk yapmak istiyorsunuz. Güzel bir teknede bir hafta boyunca mavi sularda gezineceksiniz. Kural bir, size 20 metre üzerinde bir gulet veya aynakıç gerekiyor. Bu boyutlarda temiz ve bakımlı bir teknenin günlüğü 800-900 avrodan başlıyor. Sonu kaç avroya varır hiç söylemeyeyim aksi takdirde siniriniz bozulur, mavi yolculuk yapmak yerine betonarme pansiyonlara veya otellere tıkılmayı tercih edebilirsiniz. Hadi diyelim 1000 avroluk bir tekne seçtiniz. Bir haftalık bir turun kişi başı maliyeti aşağı yukarı 580 avro eder. Bunu bir kenarda tutalım. Bu arada bu fiyata ne dahil diyenlere de cevap verelim: Tekne kirası, çalışan ekibin ücreti, mazot ve su. Genelde yarısını rezervasyon sırasında, diğer yarısını da tekneye bindiğiniz veya indiğinizde verirsiniz.

Tekneyi tuttuktan sonra en önemli sorun menüyü oluşturmak ve bu menüye uygun bir kumanya listesi hazırlamak. Aslında bu işin bir kısayolu var ama ben tercih etmiyorum. O da şu: Kaptana veya tekneyi ayarladığınız acenteye rica ediyorsunuz onlar sizin adınıza alışveriş yapıyorlar. Bu durumda aşçının zevkine saygı duymaktan başka çareniz kalmıyor. Hoş menüyü siz de oluştursanız bazı aksaklıklarla karşılaşacağınızı garanti ediyorum. Bu konuyu biraz ileride değineceğim.

Diyelim ki beni dinlediniz, menüyü arkadaşlarınızla birlikte yolculuğa çıkmadan önce oluşturdunuz. Burada iki temel sorun var. Birincisi, menüde yazılan yemekler için ne kadar malzeme alınacağı? İkincisi ve en temeli ise aşçının menüde yazan yemekleri yapmayı bilip bilmediği? Mutlaka menüyü ve kumanya listesini aşçıyla paylaşın ve görüşlerini alın. Benim bugüne kadar tanıdığım aşçıların neredeyse tamamı, listemizi gösterdiğimizde “sorun yok hepsini yapmayı biliyorum” dedi. Sonrası hüsran! Aşçıya güvenerek aldığımız malzemelerin çoğunu çöpe atmak zorunda kaldık. Mümkünse aşçıyı masada oturtun, tek tek menü ve kumanya listesi üzerinden geçin. Hatta bu kuralı tekneyle anlaşırken olmazsa olmaz kurallardan biri olarak belirtin. Aksi takdirde bu yıl bizim öğle yemeklerinde yediğimiz gibi taze fasulye ve bulgura talim edersiniz. Hoş ben ikisini de çok sevdiğim için şikâyetçi olmadım.

Hadi gelin, bir menü üzerinden daha somut anlatayım durumu! Neler yapılmalı, neler yapılmamalı?

1.GÜN

ÇAY SAATİ
TAZE SİMİT, PEYNİR, DOMATES
HAVUÇLU CEVİZLİ KEK (VEYA MUADİL)
HAZIR GEVREK VE KURABİYELER

Bu menü daha birinci öğünden sorunlu! Eğer birinci günden böyle yemeğe başlarsanız ikinci günü çıkaramadan denizin dibini boylarsınız. Tavsiyem çay saatlerinde çayın yanında bir çeşit yiyecek seçilmesi. Yukarıdaki önerilerden biri yeterlidir. Çayla taze bir şeyler yemek isteyenlere de uyarımı yapayım. Gevrek, galeta gibi zor bayatlayan yiyecekler seçmezseniz kurabiye, simit, poğaça gibi çay atıştırmalıkları birinci günden sonra bayatlıyor. Bayatlarsa da çok sorun etmeyin, balıklar bayat da sever!

AKŞAM
LEVREK IZGARA (DENİZ LEVREĞİ )
MEVSİM SALATASI
DENİZ BÖRÜLCESİ
ROKA VE TAZE SOĞAN
KAVUN & BEYAZ PEYNİR
MEYVE

Buna bir şey diyemeyeceğim. Zira ağzım sulandı.

2. GÜN

KAHVALTI

ÖĞLEN
KALAMAR IZGARA
AHTAPOT SALATASI
PATLICAN SALATASI
DOMATES VEYA PESTO SOSLU MAKARNA
ÇOBAN SALATA
MEYVE

Pesto soslu makarnaya itirazım var. Aslında itiraz büyük ihtimalle aşçıdan gelecektir. Genelde kıymalı, domatesli makarnaya alışık olduklarından pesto sosu kullanmayı bilmiyorlar. Nasıl yapılacağını tarif edin veya boşu boşuna marketten pesto sosu satın almayın derim.

ÇAY SAATİ
KETEN TOHUMLU GALETA
ISPANAKLI GÖZLEME (HAZIR YUFKADAN)

Dıııııııııııııııttttttt! Yine olmadı. Aşçılar günde üç öğün yemek hazırlıyor. Bu da teknenin en küçük ve sıcak yerinde minimum 5-6 saat geçiriyorlar demek. Çay saatinde adamları rahat bırakalım. Gözlemeden vazgeçelim. Zaten siz ısrar etseniz de onlar nazik bir şekilde işten sıyrılmasını biliyor.

AKŞAM
IZGARA TAVUK GÖĞÜS, BUT, KANAT, DİLİM KABAK, DİLİM PATLICAN, DİLİM SOĞAN, BİBER)
ACILI EZME
ESMER VEYA KIRMIZI PİRİNÇ
AKDENİZ YEŞİLLİKLERİ
SÖĞÜŞ DOMATES , SALATALIK
MEYVE

Bence sevimsiz bir akşam yemeği menüsü! Teknede tavuk yiyeceğinize ton balıklı sandviç yiyin daha iyi. Ama grubunuzda çocuk bolsa tercih edilebilir.

3. GÜN

KAHVALTI

ÖĞLEN
ZEYTİNYAĞLI TAZE FASULYE
KURU BORULCE SALATASI
ISPANAKLI & DOMATES KİŞ
KABAK KALYE
DOMATES & REYHAN SALATASI
MEYVE

Kiş mi? Aşçıdan kış kış lafını işitmemek için acilen kişin üzerini silin.

ÇAY SAATİ
SADE & ÇİKOLATALI KEK

AKŞAM
BALIK 
SÖĞÜŞ KARİDES
MÜCVER
MEVSİM SALATASI
KAVUN & BEYAZ PEYNİR
MEYVE

İşte güzel bir mavi akşam yemeği!

4. GÜN

KAHVALTI

ÖĞLEN
CEVİZLİ & PEYNİRLİ ERİŞTE (BİR KISMI SADE OLACAK)
ZEYTİNYAĞLI BAMYA
HAVUÇLU KARIŞIK SALATA
VİŞNE SOSLU SAKIZLI MUHALLEBİ
MEYVE

Vişne soslu sakızlı muhallebi! Yuh yani! Teknedeyiz be kardeşim. İstanbul’a dönünce muhallebicide yersiniz.

ÇAY SAATİ

KURABİYE VE BİSKÜVİLER
DİLİMLENMİŞ KEPEKLİ TORTİLLA TOSTLARI (1-PEYNİRLİ, 2-Z.EZMELİ, LUTENZALI, KÖZ BİBERLİ VE YEŞİLLİKLİ)

Tortilla tostu sizi kovalasın emi! Lafını etmek bile yersiz. Kurabiye ve bisküvi yeterli. Favorim Eti Pöti Bör. Çaya batır batır ye!

AKŞAM

IZGARA KÖFTE
PATATES KIZARTMASI
HAVUÇ TARATOR
KARIŞIK YEŞİL SALATA
MEYVE

Çocuklu gruplar için olabilir. Çocuk azsa köfte yerine güzel bir lagos ekleyin menüye.

5.GÜN

ÖĞLEN
HUMUS
ÇİN BÖREĞİ
SALATA
DONDURMA & MEYVE

Teknede dondurma saklamak imkânsız. Zorlamayın. Zaten koylara sürat motorlu dondurmacılar geliyor. Çok isterseniz onlardan yersiniz. Aman dikkat dondurmayı 10 liraya satıyorlar.

ÇAY SAATİ
ELMALI CRUMBLE
TUZLU GEVREKLER
MEYVE

Crumble? Tekneden atılmak istemiyorsanız bunu da listeden silin lütfen!

AKŞAM

ASMA YAPRAĞINDA SARDALYA IZGARA
PAZI KAVURMA
KABAK VE CEVİZLİ TARATOR
KAVUN & BEYAZ PEYNİR
İNCE KIYIM SALATA (DOMATES, SOĞANLI)
MEYVE

6. GÜN

KAHVALTI

ÖĞLEN
ZEYTİNYAĞLI TAZE BÖRÜLCE
YOĞURTLU SEMİZOTU
GAVURDAĞI
YEŞİL SALATA
MEYVE

Gavurdağı’nı kebapçıda yersiniz. Teknede olduğunuzu unutmayın.

ÇAY SAATİ
PEYNİRLİ&KABAKLI MUSKA BÖREĞİ
KURABİYE

İkisinden birini tercih et! Aşçının iç ses: “Tabii ki kurabiye!”

AKŞAM

DENİZ ÜRÜNLÜ SPAGHETTİ (MIDYE, KARIDES, KALAMAR, AHTAPOT)
IZGARA SEBZE ŞİŞ (KABAK, PATLICAN, SARIMSAK, MANTAR, CERRY DOMATES)
BRUSCHETTA /SARIMSAKLI ZEYTİNLİ DOMATES (TAMBUĞDAY UNLU LAVAŞLAR VEYA ESMER GEVREK EKMEK ÜZERİNE
AKDENİZ YEŞİLLİKLERİ
TİRAMİSU

Bruschettayı kim kaybetti de siz teknede bulasınız.

7. GÜN

ÖĞLEN

İNCE KIYILMIŞ ROKA ÜZERİNDE PESTO SOS, DOMATES, MOZARELLA
TABULE (INCE KISIR), LIMON, NANE, SOGAN,..
ŞAKŞUKA
MEYVE

ÇAY SAATİ
TAM BUĞDAY UNLU PEYNİRLİ POĞAÇA
BİSKÜVİLİ MUHALLEBİ, TAZE MEYVE SOS İLE

7. güne poğaça saklamak mümkün değil.

AKŞAM
PATLICANLI ESMER PİLAVI
IZGARA ET
PİLAKİ
YESİLLİK SALATA
MEYVE

SON GÜN

KAHVALTI

Menümüz de tamam. Damak tadınıza göre ekleme-çıkarma yapmak serbest. Gelelim alışverişe! Bazıları için en sıkıcı bazıları için (mesela ben) en zevkli etap. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu işi sizin adınıza yapan kuruluşlar var. Bodrum için Dayı Gıda en bilineni. Ama bence siz yapın. Alışveriş için iki gruba ayrılın. Bir grup markete, diğeri ise balık hali ve pazara gitsin.

Bu noktadan itibaren Bodrum çıkışlı bir mavinin alışveriş önerilerini bulacaksınız. Biz marinaya yakınlığı nedeniyle Tansaş’ı tercih ediyorduk ama gördük ki Bodrum’un dışındaki Metro’da yaptığımız son alışverişte %20 kâr ettik. İlk yapılacak iş bir alışveriş listesinin hazırlanması ve aşçıyla listenin üzerinden geçilmesi.

2012 mavi alışveriş listemiz şöyleydi:

830 gr. domates salçası
1600 gr. biber salçası
670 gr. közlenmiş biber
680 gr. salatalık turşusu
1650 gr. yeşil zeytin
800 gr. siyah zeytin
60 ml. Tabasco
3 lt. sızma zeytinyağı
5 lt. ayçiçek yağı
3 kg. toz şeker
3 kg. tuz
500 gr. esmer küp şeker
5gr. x 5 vanilin
10 gr. x 10 kabartma tozu
150 gr. pudra şekeri
5000 gr. un
360 gr. x 5 reçel
700 gr. kakaolu fındık ezmesi
460 gr. bal
375 gr. x 2 Cornflake
2 paket müsli
100 gr. köfte harcı
150 gr. hardal
800 gr. ketçap
750 gr. nar ekşisi
3 kg. farklı tipte makarna
5 kg. farklı tipte pirinç
1 kg. köftelik bulgur
50 cl. üzüm sirkesi
50 cl. elma sirkesi
10 paket farklı tiplerde cips
1,5 kg. Antepfıstığı
360 gr. tatlı badem
400 gr. iç fındık
1,5 kg. karışık çerez
175 gr. kaju
150 gr. ceviz içi
500 gr. çavdar ekmeği
500 gr. kepek ekmeği
12’li kepekli dürüm ekmeği
10 adet normal ekmek
400 gr. (büyük paket) pöti bör bisküvi
45 gr. x 5 eti form
250 gr. Granpavesi kraker
400 gr. gofret
200 gr. Nescafe
100 gr. Türk kahvesi
2 paket meyvalı kurabiye
4 paket küçük boy poşet çay
200 gr. Tomurcuk çayı
2 kg. çay
400 gr. Nesquik
20 cl. x 30 maden suyu
250 ml x 48 cola
10 litre farklı tipte meyve suyu
1 litre şalgam suyu
750 ml. cif sprey
500 ml. krem cif
500 ml. cam temizleyici
737 ml. bulaşık deterjanı
1 adet dondurulmuş gıda torbası
80x110 cm. çöp torbası
5 adet temizlik bezi
8 adet bulaşık süngeri
1 adet streç film
1 adet alüminyum folyo
40’lı mini çöp torbası
2 paket kürdan
2 kg. kaşar peynir
Bir paket parmesan
500 gr. tulum peyniri
350 gr. eski kaşar
2000 gr. beyaz peynir
125 gr. mozarella
200 gr. cheddar
250 gr. dil peyniri
5 lt. süt
1/5 lt. krema
2250 gr. yoğurt
110 gr. x 4 meyveli yoğurt
750 gr. süzme yoğurt
1 kg. tereyağı
120 adet yumurta
1,5 kg. taze makarna
2 kangal sucuk
500 gr. sosis

Bu listede marketten alınacak bazı şeyleri bilerek yazmadım. Nedenleriyle şöyle:
  1. Et: grubunuzun et severliğiyle paralel olarak nasıl bir et ve kaç kg sorularının cevabını siz verin.
  2. Baharat: Metrodaki baharat reyonunda paketler büyük. Oradan aldığımız baharatların çoğu kaldı. Çarşıdaki bir baharatçıdan almanızı tavsiye ederim.
  3. İçki: Grubunuzun içki severliğiyle paralel olarak içki türü ve sayısına siz karar verin.
Geriye balık, sebze ve meyve kaldı. Bu üç ürün de süpermarketlerde var ama üç nedenden dolayı tavsiye etmiyorum: birincisi tazelik, ikincisi ürünün yerelliği (Norveç balığı yerine Bodrum balığı), üçüncüsü de yerel esnaf kazansın mantığı. Bu arada buz ve içme suyunu unutmayın aman!

Kumanyamız tamam (Metro’dan marinaya kumanya iki taksiyle taşınıyor. Ederi 100 lira). Yola çıkılabilir. Kumanyanın tamamı için adam başı yaklaşık 450 lira harcanır. 580 avro tekneye vermiştiniz, 450 lira da kumanyaya gitti. Her şey dahil, kişi başı, günlüğü 250 liraya mükellef bir tatile başlamak üzeresiniz.

Bodrum çıkışlı üç rota önerisini not edelim:
  1. Gökova
  2. Hisörönü
  3. Yunan adaları
Genelde kaptanların alışık oldukları koylar vardır. Kolay kolay da buralardan vazgeçmezler. Rotayı seçerken önceliklerinizi belirleyip kaptanla paylaşın. Örneğin kalabalık koylardan uzak durun. Günübirlik teknelerin demirlediği koylara gitmeyin. Beton gözüken koyları es geçin. Arısıyla meşhur koylara girmeyi denemeyin. En tehlikeli günler birinci ve sonuncu günlerdir. Birinci gün marinadan çıktıktan sonra hemen bir koy bulup kendinizi denize atmak istediğinizden dolayı günübirlik teknelerle karşılaşma olasılığınız yüksek. Biraz sabırlı olun, Bodrum’dan iyice uzaklaştıktan sonra demirleyin tekneyi.

Sonuncu gün ise risk genellikle kaptandan kaynaklanır. Kaptan bir sonraki müşterilere hazırlanmak için olabildiğince erken marinaya girmek ister. Bu özellik kaptanların genetik kodlarına işlenmiştir. Bunun için son gece Bodrum marinaya çok yakın koylara demirlerler. Bir keresinde Gümbet açığına demirlemiştik. Acımızı tarif bile edemem. Siz son gün biraz daha özel olsun diye uğraşırken, Bodrum diskolarının cıstak müzikleri eşliğinde sabaha kadar uyuyamayabilirsiniz.




29 Temmuz 2012 Pazar

YENİ 'SİMGESEL DEĞERLERİMİZ'

İstanbul'a yeni simgesel değerler kazandırmak isteyen yöneticiler, Avrupa'dan Çamlıca'ya bakıp arkalarında kalan 'yeni simgesel değerlere' sırt çeviriyor.



İster cami, ister gökdelen, ister avm... Yeni simgesel değerlerimizin temelinde para var. İçinde para olmayan değer, artık değer değil, değersiz!

Unutmayalım ki Çamlıca'daki caminin yapımında emeği geçecek yöneticilerimizin imzalarını, karşı kıyıda inşa edilen gökdelenler için değiştirilen imar planlarında, inşaat ruhsatlarında görmek mümkün!

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İSTANBUL KONULU BİR DERS (PROJE) ÖNERİSİ (İDİ!)

Hayata geçmeyen bir ders projesiydi: İstanbul’u büyük bir höyüğe benzetmek hiç yanlış olmaz.
Hatta arkeologların höyük tanımından daha da fazlası var İstanbul’da. Tarihi Yarımada, höyüğün en tepe noktası, tabakalanmanın (kent tarihinin) en rahat anlaşılacağı yer. Bir tarafta Kadıköy ve Üsküdar, diğer tarafta Beşiktaş, Beyoğlu, Eyüp hatta Bakırköy, höyüğün eteklerinde yer alan bölgeler. İstanbul’un fazlası ise İstanbullular ve onların yarattıkları. Zengin bir insan çeşitliliği, İstanbul höyüğünü şekillendirmeye devam ediyor.

Höyük sürekli olarak nefes alıyor ve değişiyor. Yıkıntıların üstüne yeni kültür tabakaları ekleniyor. Her geçen gün höyük yükseliyor. Yükselirken de birçok veriyi tahrip ediyor. Maalesef bu tahribatı sistemli bir şekilde izleyemiyoruz. Çok sevdiğimiz kent İstanbul’u İstanbul yapan özellikleri kaybediyoruz. Onu tanıma ve yeni İstanbullulara anlatma şansını yitiriyoruz. Sonuç olarak da yaşadığı kenti tanımayan (tanımadığı için sevemeyen) bir üniversite gençliği, bahsettiğimiz tahribatı daha hızlandırmaktan başka bir dinamiğe dönüşemiyor.

Dersin amacı, bir yandan yaşadıkları kentin tarihi derinliğini gençlere aktarırken, alanda yapılacak çalışmalarla “değişen kent coğrafyası”nı üniversite gençliğinin fark etmelerini sağlamak; “sanal bir kent arkeolojisi” çalışması yapmak. Ders programı sona erdiğinde, öğrenci sayısı ve profiline göre seçilmiş ilçe, mahalle, sokak veya parsel ölçeğindeki bölgenin kronolojisinin, geçirdiği tahribatların ve kırılma noktalarının, bir kazı çalışması raporunda olduğu gibi ortaya koyulması ve kent planları üzerine sayısal olarak işlenmesi planlanıyor. Öğrenciler, sayısal ortama alınan veriler paralelinde, son ders olan değerlendirme bölümünde, kent hakkında yorum yapmaya, çıkış yolları aramaya ve öneriler geliştirmeye çalışacaklar; yaşadıkları büyük höyük İstanbul’un yitirilmiş, toprak altında kalmış ve yaşayan değerlerini bir arada görecekler.

Arkeologlar höyük yerleşmelerinde, yerleşmenin tabakalanmasını anlamak, orada yaşayan insanların günlük çalışmalarında neler yaptığını, neler yiyip, neler ektiğini anlamak için özenle kazarlar. Her indikleri tabakada karşılaştıkları malzemeleri sistemli bir şekilde toplarlar. Çünkü bilirler ki o tabakayı kazdıktan sonra bir daha geri dönüş yoktur. Ders, öğrencilerin, zaten tahrip olmuş kent tabakalarını kazı yapmadan, alan çalışmaları ve kütüphane araştırmalarıyla ortaya çıkarmaları, yani genel resmin eksilen bölümlerini tamamlamaları üzerine kurulu.


Höyüğün ilk katmanında Bizans surları, Büyük Saray var.
Ardından Sultanahmet Camii gözüküyor.
İstanbul'a tüy diken gökdelenlerde oturanlar höyüğün şimdilik son sakinleri.

12 Haziran 2012 Salı

KÖYİÇİ BEYAZ PERDEYE HASRET


Çok değil bundan 30-40 yıl önce Beşiktaşlılar her akşam Köyiçi’ndeki yazlık bahçelere film izlemeye giderdi. Çocuklar alaska frigo yer; genç erkekler mahallede gözlerine kestirdikleri genç kızların yanına oturmak için savaş verirdi.

Futbol maçlarına meraklı mısınız? Küçük çocuğunuzun sünneti veya ortancanın düğünü için mekân mı arıyorsunuz? Yaz aylarında en büyük zevkiniz çekirdek çitleyerek Kemal Sunal’ın filmlerini mi izlemek? Klasik Amerikan filmi hayranı mısınız? Emel Sayın’ın söylediği şarkılara açık havada eşlik etmekten hoşlanır mısınız? Ya da cevabınız hepsine evet mi?

30 yıl öncesine kadar Beşiktaş Köyiçi’ndeki sinemalara giderek yukarıda sıraladığımız etkinliklere hepsine katılabiliyorduk. Televizyon ve internet yaşantımıza girdi gireli sinemalarla birlikte bir arada eğlenme kültürümüzü de yitirdik. Artık futbol seyretmek için şifreli televizyon kanalları, düğünler için gösterişli otel salonları var. Şaban filmleri yerine yabancı sitcom’ların kötü uyarlamalarını seyrediyoruz. Sinema salonları alışveriş merkezi; yazlık bahçeler otopark oldu. Filmler artık kopmuyor, izleyeciler “hop makinist” diye olay çıkaramıyor: “Suat Park Sineması’nda üç defa filmin kopması sonucunda H.Z. ve S.D. isimli iki vatandaş makinisti dövmeye kalkmışlar. Adamlar yakalanmış” (Milliyet Gazetesi 30 Ekim 1955). Bu ve benzeri haberlere gazetelerde rastlanmıyor.

Beşiktaşlılar 1950’li yıllarda Köyiçi’nde Suat Park ve Gürel sinemalarına giderdi. Bunlara Ekim 1955’te açılan Yıldız Sineması eklendi. Sinemaseverler açılışta Marilyn Monroe ve Robert Mitchum’un başrollerini paylaştığı “Dönüşü Olmayan Nehir”i izledi. Köyiçi sinemaları bir sosyal merkez işlevi de görüyordu. O dönemde Suat Park’ın kapasitesi 800, Yıldız’ın ise 1200... Beşiktaş’ta bu kadar insanı alan başka bir kapalı mekân da yok. Bugün rahat koltuklarımıza kurulup izlediğimiz haberler, 1950’lerde sinemalarda takip ediliyor. Büyüklerimizin hâlâ gururla bahsettiği 19 Şubat 1956’daki Türk Milli Futbol Takımı’nın Macaristan galibiyeti Yıldız Sineması’nda izleniyor, 1960 darbesi sonrasında Yassıada’da görülen davalar hakkındaki bilgiler Köyiçi’ndeki sinemalardan öğreniliyordu. Kısacası, bugün televizyonun yaşantımızdaki önemiyle eşdeğer bir önemi var sinemanın.

Sinemaların bahçelere taşınması Beşiktaş’ta yazı müjdelerdi. Gürel ve Suat Park sinemalarının hemen yanlarında bahçeleri vardı. Kamburun Bahçesi de yazın sinemaya dönüştürülürdu. Sıcak akşamlarda bahçelerde verilen konserlerin ardından sinema zevki başlar; Cüneyt Arkın’ın, Ferdi Tayfur’un, Orhan Gencebay’ın, Kemal Sunal’ın ve diğer ünlülerin suretleri beyaz perdeye yansırdı. Yazlık sinema deyince çekirdekten bahsetmeden geçmek olmaz. Sinemaya gidilirken mutlaka çekirdek alınırdı. Sinema meraklısı Beşiktaşlı çocuklar her sabah çekirdek kabuğu dolmuş bahçenin temizlenmesine yardım eder, böylece akşam seansına “beleş” girerdi.

1969 yılında Kerem Sineması’nın açılışıyla Köyiçi’ndeki salon çeşitliliği arttı. Kerem’i, bir süre sonra alt katında hizmete giren Aslı Sineması izledi. 1970’lerin başında da Mıstık Sineması perdelerini Taras Bulba’yla açtı. Aynı yıllarda, bir süredir kapalı durumda olan Gürel Sineması restore edilerek Yumurcak ismiyle tekrar hizmete girdi. Yumurcak bölgenin en prestijli sineması oldu. Beşiktaş sakinleri Akdeniz Olimpiyatları’nın renkli görüntülerini Kasım 1971’de bu sinemada izledi. 1970’li yıllar Beşiktaş’ta sinema salonlarının rağbet gördüğü yıllardı. Suat Park’ın başlattığı “karate-aventür-komedi” üçü bir arada sistemi tüm sinemalara yayılmıştı.

Yükseliş dönemi 1980’lerde yerini düşüşe bıraktı. Makinistler boş koltuklara film göstermeye başladı. Ülkenin her köşesinde hissedilen plansız imar hareketlerinin Beşiktaş’taki ilk yansımaları sinema binalarını vurdu. Suat Park yıkıldı, yerine Sinanpaşa “Shopping Center” açıldı. Yumurcak’ın yazlık bahçesi yerine çarşı yapıldı, Kamburun Bahçesi otopark olarak kullanılmaya başladı. Yumurcak’ın kışlığını özel televizyonlar 1990’lı yıllarda çekim stüdyosu olarak kullandı. Bu yıllarda tek olumlu gelişme Mıstık’ın “Beşiktaş Kültür Merkezi-BKM” ismiyle perdelerini tiyatroseverler için açmaya başlaması oldu. 2000’li yılları gören tek sinema Yıldız’dı. O da, bu günlere seks filmleri oynatarak gelebildi.

Bugün Beşiktaş Köyiçi’nde sinema yok. Sinemasever Beşiktaş kentlileri için tek alternatif Beşiktaş Belediyesi’nin her yaz Abbasağa, Şairler Sofası ve Şenlikdede parklarında gösterdiği ücretsiz sinema filmleri… Buna ek olarak belediye, Beşiktaş Evlendirme Dairesi’nde haftaiçi sinema göstermeye hazırlanıyor. Umarız Beşiktaşlıların sinema özlemi ve Belediyenin çabaları sinema işletmecilerinin ilgisini yeniden Köyiçi’ne çekmeyi başarır. Beşiktaş kentlileri sinemalarına ve yazlık bahçelerine yeniden kavuşur. 

TANIKLARIN GÖZÜNDEN BEŞİKTAŞ’TA SİNEMALAR

Salim Doğan, Makinist

Doğma büyüme Beşiktaş Şair Nedimli Salim Doğan, makinistliğe başladığı 1976 yılından emekliye ayrıldığı 2004 yılına kadar Beşiktaş Köyiçi’ndeki sinemalarda çalıştı. Beşiktaşlıları Suat Park, Yumurcak ve Yıldız sinemalarında beyaz perdenin sihriyle buluşturdu.

Eskiden sinemalar Beşiktaş’ın tek eğlence yerleriydi. Özellikle bahçelerde yazın gösterilen filmler çok keyifliydi. Filmlerden önce konserler olurdu. Müslüm Gürses ve birçok ünlü sanatçıyı Kamburun Bahçesi’nde izledim. Çocuk yaşta sinemalara gidip gelmeye başladım. Sabahları sinemaların temizliğine yardım ediyordum. Akşamları bedava film izliyordum. Sonra makinistliğe merak sardım. Suat Park sinemasının makinisti, aynı zamanda ustam İbrahim Bey bir kız sevdi ve onu kaçırdı. Suat Park makinistsiz kaldı. Böylece 1976 yılında makinistliğe başlamış oldum. Sinemanın sahibi Hasan Perçiner’di, işletmeciliğini oğlu Mustafa Perçiner yapardı. 800 kişilik kapasitesi vardı. Yazın sinemanın yanındaki bahçede de film gösterirdik. Çekirdek seslerinden film sesi duyulmazdı.

Üçü bir arada akımını Beşiktaş’ta bizim sinema başlattı. Karate, avantür ve komedi arka arkaya izlettirirdik. Seans Cüneyt Arkın’ın karate filmiyle başlar, Orhan Gencebay veya Ferdi Tayfur’un avantürüyle devam eder, Kemal Sunal’la biterdi. Bu akım tutunca diğer sinemalarda Suat Park’ı izledi. Askerden döndükten sonra yine aynı ailenin işlettiği Yıldız Sineması’nda işe başladım. Patronumuz Hasan Bey’in diğer oğlu Kemal Peçiner’di. Sinemanın kapandığı 2004 yılına kadar Yıldız Sineması’ndaydım. Perdeyi kapattık, emekli oldum.

Turgut Orhan-Makinist

1958’den bugüne sinemayla iç içe bir hayat. Nil, Turan, Kulüp gibi isimleri, yerleri unutulmuş birçok sinemanın ardından Harbiye As, Konak ve Beyoğlu’nun en önemli sinemaları Atlas, Fitaş, Emek’te geçen yıllar… Beşiktaş’taki sinemalarla hayatının kesişmesi Mıstık Sineması’nın açılışıyla oluyor. Hem makinistlik hem sinema makinesi tamiri konusunda Türkiye’nin sayılı ustalarından biri olan Orhan, Umut Sanat’ta mesleğine devam ediyor.

Çocukluğumdan beri aletlere, makinelere ilgim vardı. 1958 yılında makinist ehliyeti aldım ve Kumkapı Nil Sineması’nda çalışmaya başladım. O zamanlar ehliyet almadan makinist olamıyordunuz. Yasa hâlâ yürürlükte ancak günümüzde bu ehliyeti verecek bir kurum bile yok. Şehzadebaşı’ndaki Kulüp ve Turan sinemalarında makinistlik yaptım. Beyoğlu’nda, Harbiye’de, Şişli’de ve Beşiktaş’ta sinemaların en fazla rağbet gördüğü dönemde çalışma fırsatı buldum. Aynı zamanda film makinelerinin kurulumu, bakımı ve onarımını da yapıyorum. Beşiktaş’taki birçok sinemanın makinelerini uzun yıllar tamir ettim.  

1970’li yıllarda Harbiye As sinemasında makinistken Beşiktaş’taki Mıstık Sineması’nın makine dairesinin kurulumunda görev aldım; Mıstık’ın açılışından itibaren bir yıl süreyle dönüşümlü olarak iki sinemada da makinistlik yaptım. Açılış filmi olarak 1962 yapımı Yul Brynner ve Tony Curtis’in başrollerde oynadığı Taras Bulba’yı gösterdik. Ulus Film Amerikan sinemasının en güzel filmlerini getirirdi. Mıstık’ta inanılmaz filmler izlettirdik seyircilere… Kamburun Bahçesi’ndeki sinemaya da bakıma giderdim. Bahçede güzel bir havuz vardı. Sinema makinesi bu havuzun üstünde dururdu.

O yıllarda filmlerin konusu ve seyirciye söylemek istediği şeyler vardı. Seyirci bir filme birçok kez gelirdi. Günümüzde sinemanın seyirciye yönelik kaygısının olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden 25 yıldır sinema koltuğuna oturmadım. Klasiklerin DVD’lerini alıp evde izliyorum.

Erkan Akad-Makinist

Ortaokul yıllarında Şan Sineması’nda başlayan makinistlik macerası Beşiktaş’taki Yumurcak ve Mıstık sinemalarında devam etti. Beşiktaş Erkan Akad’a uğurlu geldi. Yumurcak Sineması’nın kasiyeri Canan Hanım’la sinemada başlayan aşkları evlilikle taçlandı.

Türker İnanoğlu Beşiktaş’taki Gürel Sineması’nı aldı. Tadilattan sonra Yumurcak Sineması olarak açılışı yapıldı. Ben de Şan Sineması’ndan Yumurcak’a transfer oldum. Yanlış hatırlamıyorsam 1970 yılıydı. Genç yaşta kaybettiğimiz Erdoğan’la birlikte çift makinist çalışıyorduk. Yazın sinemanın arkasındaki bahçede de film oynatıyorduk. Genellikle iki Türk filmi birden oynatırdık. Yazları bahçede Türk filmi, kapalı mekânda da yabancı film gösteriyorduk. Filmleri Mehmet Şener seçerdi.

1976 yılında Mustafa Bey’in işlettiği Mıstık Sineması’na geçtim. Orada da birkaç yıl çalıştım. Mustafa Bey 1980’den önce sinemayı kapattı. Böylelikle Beşiktaş’taki makinistlik maceram sona ermiş oldu.

Şimdi dönüp o yılları baktığımda çok güzel anılar hatırlıyorum. En güzeli de eşimle Yumurcak Sineması’nda tanışmamız. Kerem ve Aslı sinemalarında kasiyer olarak işe başlayan Canan Hanım, daha sonra Mıstık ve Yumurcak’ta da çalıştı. Yumurcak Sineması’nda tanıştık ve 1972 yılında da evlendik.

Şükrü Afşar-Avşar Film

1970’li yıllarda makinistlik ve yazlık sinema işletmeciliğiyle sinema dünyasına giriş yaptı. 1980 öncesinde Mıstık Sineması’nın işletmeciliğini aldı. Türlü zorluklarla aldığı Sürü filminin kopyası Mıstık’ta dört hafta kapalı gişe oynadı. Şükrü Avşar 1984’te kurduğu Avşar Film’le sinema sektörüne hizmet vermeye devam ediyor.

Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa’da makinistlik ve yazlık sinema işletmeciliği yaptım. Beşiktaş’taki sinemalarla tanışıklığım 1970’lere dayanır. Kerem ve Aslı sinemalarında ardından da Ortaköy’deki Barbaros Sineması’nda makinist olarak çalıştım.

1980 öncesinde Mıstık Sineması’nı mal sahibi Mustafa Bey’den kiralamak istedim. Zor dönemlerdi, her yer karışıktı. Mustafa Bey para getirmediği için sinemayı kapatmıştı. Bana sinemayı vermemek için çok dil döktü. Kâr edemezsin, kimse bu dönemde sinemaya gelmez, dedi. Ben de ısrar ettim ve sonunda anlaştık. Gerçekten Mustafa Bey haklıydı. Sinemanın eski borçları nedeniyle film bulmakta zorlanıyorduk. Zar zor bulduğumuz filmleri ya sağcılar ya da solcular beğenmiyor; oynatırsanız sinemayı basarız diye tehdit ediyorlardı. Belediyenin filmlerden aldığı rüsum da çok ağırdı. Filmi oynatmadan önce peşin olarak Türk filmlerine %50, yabancı filmlere %70 rüsum ödüyorduk. Bütün bunlara ek olarak hemen yanımızda iyi iş yapan bir sinema daha vardı. Suat Park Sineması üç film birden göstererek güzel seyirci topluyordu.

Bir çözüm bulmam gerekiyordu. Nisan 1979’da Süreyya Sineması’nda senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı Sürü filmi gösterilirken sinemaya bomba konmuştu. Yılmaz Güney bu olaydan sonra filmin kopyalarını hiçbir sinemaya vermeme kararı almış. Yılmaz Güney’le tanışıklığım vardı. Yardımcısı Osman Bey’e gittim ve filmi oynatmak istediğimi söyledim. Başta olmaz dedi ancak önerimi Yılmaz Güney’e ileteceğini söyledi. Bir süre sonra Güney’in filmi oynatmama izin verdiğini öğrendim. Sürü, Mıstık’ta dört hafta kapalı gişe oynadı. Sinemanın borçlarını böylece kapattım.    

İhtilalden sonra Mıstık’a ek olarak Kamburun Bahçesi’ni de kiraladım. Yazın filmleri bahçede göstermeye başladık. 3-4 sezon çalıştırdım bahçeyi… Kapatma hikâyesi ilginçtir. Beşiktaş futbol takımı 1982 yılında uzun yıllardır hasret kaldığı lig şampiyonluğu kupasını kaldırdı. Tabii ki bu durum çarşıda büyük bir bayram etkisi yarattı. Hiç unutmuyorum bir ay boyunca Kamburun Bahçesi’nin önünde toplanan Beşiktaşlılar davul zurnalı eğlence yaptılar. Gürültüden filmlere kimse gelmez oldu. Ben de kapatmak zorunda kaldım.

B+ 9