3 Temmuz 2013 Çarşamba

10 SORUDA ONALTIDOKUZ MUCİZESİ

Gezi olayları nedeniyle bu fakir kütüğü biraz ihmal ettim. Uzun zamandır Onaltıdokuz kuleleriyle ilgili aklımda sorular vardı, cevaplarını bulamadığım... Araştırdım ve buldum.

Kendin sor, kendin cevapla tekniğiyle “Tekmili birden 10 soruda Onaltıdokuz mucizesi” aşağıda emrinize amade... Maalesef keyifle okuyun diyemiyorum, çünkü keyfinizi kaçıracağının garantisi var. 



Soru 1:
Son sorulacak sorudan başlayayım: Onaltıdokuz kuleleri yasalara uygun mu?

Cevap 1:
Maalesef uygun. Bu durumu projenin sahibi Mesut Toprak da doğruluyor: “Bizim ne ruhsatımızda ne de imarımızda hiçbir sıkıntı yok. Yaptığımız proje tamamen imar planına uygundur” (Bakınız: Hürriyet Gazetesi, 19 Nisan 2013, sayfa 8)

Soru 2:
Peki Mesut Toprak’a inanmalı mıyız?

Cevap 2:
Evet proje imar planına uygun, ruhsatı var ama bence yasal değil. Çünkü öncelikle kamu yararı gözetilmemiş. Bir kişinin veya kurumun çıkarları gözetilerek alınmış imar tadilatı kararları neticesinde Tarihi Yarımada silüetini de etkileyen üç kule inşa edilmiş.

Soru 3:
Ne yani Mesut Toprak yalan mı söylüyor?

Cevap 3:
Yalan söylemiyor. Sadece olayları kendi şirketinin çıkarlarını gözeterek, süreçteki bazı durumları dillendirmeden anlatıyor.

Soru 4:
O zaman süreci bir özetleyin de anlayalım.

Cevap 4:
Arsanın ilk sahibi Mensucat Santral. Ardından bir bölümü Yapı Kredi’ye, bir bölümü de Pamukbank’a kalıyor. Pamukbank ait bölüm sonradan TMSF’ye geçiyor. Sonuç olarak Mehmet Toprak’ın sahibi olduğu Astay Gayrimenkul Mayıs 2007’de TMSF’den arsayı 45 milyon liraya satın alıyor (Hürriyet, 02.06.2013).

Ardından hızlı bir “tadilat dönemi” başlıyor. Arsa alındığı tarihte "emsal 1". Herhalde bu emsalle uygun rant elde edilemeyeceği düşünülecek olacak ki 16 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi 1/5000’lik Nazım İmar Planı’nda bir tadilat yaparak emsali 2,5’a çıkarıyor, yüksekliği serbest bırakıyor. Aynı zamanda plandaki ticaret+turizm ifadesi “turizm tesis alanı” ibaresiyle değiştiriliyor (Karar No: 1117).

Soru 5:
Bölüyorum ama meclisteki üyelerden bu duruma itiraz eden olmuyor mu?

Cevap 5:
Oluyor. O dönemde Saadet Partisi üyesi, şimdi Ak Parti üyesi Ahmet Sadıkoğlu şöyle diyor: “Bu plan ve yer incelendiğinde, sanki bu parsele ciddi imtiyazlar sağlanmış hissi var. Eski plandaki çekme mesafeleri 10 metreyken 5 metreye indiriliyor. Emsal 1 iken, 2,5’a çıkarılıyor. Taban alanının %50 olması, bina yüksekliğinin serbest olması, birinci bodrum katın iskân edilebilir ve emsal harici olması gibi. Bir parselde bu kadar yüksek oranda imtiyaz sağlanmasının uygun olmayacağı kanaatindeyim.”

Soru 6:
Bölmeye devam ediyorum ama aklıma takıldı, başka itiraz var mı?

Cevap 6:
Var! CHP üyesi Halil Sarıca da itiraz ediyoruz. Arsanın bulunduğu yerin altını çizerek şöyle diyor Sarıca: “Zemin kotu itibari ile İstanbul’un Marmara siluetinde kalıyor. Tarihi Yarımada’ya çok yakın bir noktada bulunan parsel, Sur Tecrit Bandı dışında kalsa da, surlar ve Tarihi Yarımada’ya etkileri açısından etüt edilmelidir. Koruma Kurulu görüşü alınması gereklidir. ”

Sözünü şöyle bitiriyor: “İleride Gökkafes, Park Otel gibi tartışmalara meydan vermemek için İmar Komisyonu üyesi olarak bu rapora katılmıyorum. Bizim rapora oyumuz rettir. Arz ederim.”

Soru 7:
Peki ne oluyor?

Cevap 7:
Oy çokluğuyla plan tadil ediliyor. Burada belirtmek gerekir: Ak Partili üyeler kabul diğer partili üyeler ise ret oyu veriyor.

İsterseniz süreci anlatmaya devam edeyim.

İstanbul Büyükşehir Belediye meclisindeki tartışmalar/tadilatlar devam ederken Ekim 2008’de Zeytinburnu Belediyesi 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nda da bahsi geçen tadilatları işaretliyor ve aynı ay onay için İstanbul Büyükşehir Belediye meclisine gönderiyor. Mayıs 2009’da bu plan da onanıyor (Karar No: 296).

Bu arada yukarıda bahsettiğim oy çokluğuyla onanan 1/5000’lik Nazım İmar Planı’nına Mimarlar Odası (11.09.2008), CHP İl Başkanlığı (27.08.2009) ve bir şahıs (10.09.2008) tarafından itiraz ediliyor. İşin garibi 1/5000’lik plana yapılan bu itiraz neticelendirilmeden 1/1000’lik plan onanıyor.  Kadı kızında da böyle kusurlar olur diyerek itirazın görüşüldüğü Mayıs 2009 tarihine gidelim. İtiraz gerekçelerinin bir bölümünü alıntılayalım:

“Zeytinburnu 89 pafta 771 ada 12 parselin zemin kotu itibariyle İstanbul'un Marmara silueti kapsamında kaldığı, tarihi yarım adaya çok yakın bir noktada bulunan parseldeki yapılaşmanın getirilen yükseklik değeri net bir şekilde belirtilmediğinden İstanbul'un Siluetini nasıl etkileyeceğinin anlaşılamadığı, Emsalin 2,5 olması çevre yapılanma şartlarının çok üstünde olduğu özel yapılaşma şartları ile de İstanbul Yönetmeliğine aykırı olduğu, bahse konu planın tanımlanan yapılanma koşullarında kullanımlar ve yakın çevre ile ilişkisinin nasıl kurulacağının anlaşılamadığı bahse konu parselin ne kadar Sur Tecrit Koruma Bandının dışında kalmakta ise de Surlar ve tarihi yarımadaya etkileri bakımından etüt edilmesi gerektiği, ayrıca bodrum katlar emsal harici tutularak iskan edileceğinden verilen emsal değerinin gerçekçi olmadığı, itiraz konusu plan değişikliği yapı nüfus ve trafik yoğunluğunu arttırıcı İstanbul İmar Yönetmeliğine ve Plan Yapım Yönetmeliğine aykırı ,emsal teşkil edici olduğu gerekçeleri ile 05.07.2008 t.tli 1/5000 ölçekli Nazım İmar Tadilat Planına itiraz” edilmektedir. ”

Özetle itirazın dayandığı en önemli başlık: İstanbul silüeti! İtirazcılar, bu binaları yaparsanız İstanbul’un silüetini etkiliyebilirsiniz. Bunu etüt etmelisiniz, diyor haklı olarak...

Soru 8:
Dayanamıyorum, tekrar böleceğim. Sonuç ne oluyor?

Cevap 8:
Tahmin ettiğiniz gibi! Ak Parti üyelerinin oylarıyla, bir başka deyişle oy çokluğuyla itirazlar reddediliyor (Karar No: 789).

Sonuç: Planlar tadil edile edile Onaltıdokuz yasal hale getirilmiş oluyor.

Soru 9: 
Herşey tamam da Hürriyet Gazetesi’nde 2 Haziran 2013 tarihinde Vahap Munyar’ın Astay Gayrimenkul’ün sahibi Mesut Toprak’la yaptığı söyleşide Munyar’ın “Siz izinleri alırken İstanbul’un siluetine dönük bir titizlik var mıydı? Projeye o yönüyle bakıldı mı” diye sorduğu soruya Toprak “Kimsenin aklına böyle birşey gelmedi. Zaten Sultanahmet Camii ile bu binalar arasında kuş uçuşu 7-8 kilometre var” diye cevap vermiş. Belediye meclisinde tartışmalar yapılırken, planlara itirazlar değerlendirilirken Mesut Toprak’ın haberi olmamış mı?

Cevap 9:
Cevap 3’te söylediğim noktaya geldik işte... Bu binaların daha projeleri yapılmadan önce İstanbul Büyükşehir Belediye meclisinde tartışılan imar planları tadilatlarında bile bu tehlikeye işaret edilmiş. Gerek CHP’li meclis üyesi, gerekse 1/5000’lik plana itiraz edenler, bu imar hakkının İstanbul siluetine etki edeceği endişesini dile getiriyorlar. Mesut Toprak da Vahap Munyar’la yaptığı söyleşide “kimsenin aklına gelmedi” diyebiliyor. Elinizi vicdanınızı koyun ve siz cevap verin! Mesut Toprak’ın, tarihlerini ve özetini yukarıda verdiğim itirazlarda konu edilen projenin İstanbul siluetine etki edebileceği bilgisinden nasıl haberdar olmaz?

Soru 10: 
Başbakan bu binayla ilgili “Sahibiyle konuştum. Tıraşlayın dedim. Ama hiçbir şey yapmadılar. O yüzden çok kırıldım, 5 yıldır konuşmuyorum” dediğini okuduk (Bakınız: Hürriyet Gazetesi, 18 Nisan 2013, sayfa 14). Proje yasalsa Başbakan neden tıraşlama istiyor?

Cevap 10:
Zaten kafalarımızın karıştığı konu da bu! Birinci sorun, beş yıllık bir küslük meselesi. Bundan beş yıl önce, proje ortada yoktu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 1/5000’lik planın üzerindeki tadilat tartışılıyordu. Dolayısıyla beş yıllık küslüğün altında herhalde başka sorunlar olsa gerek. Gelelim ikinci ve daha temel soruna! Eğer proje yasalsa niye tıraşlanması isteniyor? Değilse Başbakan gereğini yapması gerekirken niye projenin sahibine küsüyor? Bu iki soruya cevap verilmesi gerekiyor. Ama şunu da tekrarlayalım. Bu binayı Astay Gayrimenkul’ün inşa etmesini sağlayan imar tadilatları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Ak Partili belediye meclis üyelerinin oylarıyla geçti. İstanbul Büyükşehir ve Zeytinburnu belediye başkanları da aynı partinin üyeleri... Soruya soruyla cevap verelim: Başbakan neden kendi partisinin üyelerine değil de Mesut Toprak’a kızıyor. Neden patrona ricacı olmak yerine yasaların kendisine tanıdığı imkânlar çerçevesinde hareket etmiyor?

Meraklısına not: Mayıs 2013’te İstanbul 4. İdare Mahkemesi 1/5000 ve 1/1000’lik planların iptal edilmesi kararını verdi. Bu karar nelere kadir? İzleyelim, görelim!






13 Haziran 2013 Perşembe

İNAT, İNAT, İNAT

Dört tarafı betonla çevrili bir avuç yeşilden insan ne ister? Nedir bu kışla inadı?


Bu kadar olaydan, ölümlerden, polis şiddetinden sonra bir Başbakan nasıl böyle şeyler söyler? Ben anlayamıyorum. 

"...Bu Taksim Meydanı’nın Gezi Parkı dahil toplam metrekaresi yüz bin metrekaredir. Topçu Kışlası’nın oturduğu alan 11 bin metrekare. Bu Topçu Kışlası’nın içinde o diğer 70-80 ağaçların dışındaki ağaçların tamamı kalacak. Topçu Kışlası kapalı değil. Ana giriş açık tutulacak. Yani İstanbul halkı Topçu Kışlası’nın içine rahatlıkla girebilecek..."
(13 Haziran 2013, AK Parti Belde Belediye Başkanları toplantısı. Kaynak: Hürriyet Gazetesi internet sayfası)

Bizi Taksim Meydanı'nın metrekaresi değil, Gezi Parkı'nın metrekaresi ilgilendiriyor. Topçu Kışlası Taksim Meydanı'na değil, Gezi Parkı'na inşa edilecek. Gezi Parkı'nın, kentimizdeki yeşilin metrekaresini arttırmak istiyoruz. Derdimiz budur.

14 Mayıs 2013 Salı

ERLANGEN-MÜNİH HATTI

Erlangen'dan Münih'e gitmek sanıldığı kadar kolay değil! İlk önce önünüzde baraj kuran fotoğrafçıları aşmanız gerekiyor. Aman dikkat!


29 Nisan 2013 Pazartesi

MERHABA SABRİ BERKEL

4. Levent'ten geçerken Sabri Berkel'e de merhaba demeyi ihmal etmeyin. Üç mozaiği gün ışığına çıktı.

11 Nisan 2013 Perşembe

TERSİNE KENTSEL DÖNÜŞÜM

İstanbul’un dört bir yanını “kentsel dönüşüm” adı altında yıkıp TOKİ eliyle ehlileştirenler Taksim’de bir kışla olduğunu hatırladılar. Hatırlamakla kalmayıp yeniden inşa etmeye kalktılar. İçinde bulunduğumuz yılın ilk günlerinde Koruma Bölge Kurulu Taksim’in tek yeşil alanının üzerine böylesine büyük bir kütlenin inşasına izin vermedi. Ülkenin başbakanı çıktı ve dedi ki: “Topçu Kışlası'nı yapacağız. Üst kurul reddetmiş. Biz de reddi reddedeceğiz.” 

Bu cümleyi duyunca aklıma televizyondan seyrettiğim bir MHP kongresi geldi. Yıl 1997. Alparslan Türkeş’in ölümünün ardından kongredeki oylamanın ikinci turunda Tuğrul Türkeş’in rakipleri Devlet Bahçeli isminde birleşmiş, bunun üzerine sinirlenen bir MHP’li, ki sonradan öğrendiğim kadarıyla kendisi Ülkü Ocakları eski başkanı Azmi Karamahmutoğlu’ymuş, kürsüyü taraftarlarıyla işgal ederek “illegaliteyi başlatıyorum, yıkın kürsüyü” dedi. Elindeki mikrofunu bir kahraman edasıyla seyircilere fırlatmasını ve taraftarlarının kürsüyü parçalamalarını dün gibi hatırlıyorum. 

Başbakanın, “Biz de reddi reddedeceğiz” cümlesinden, illegalitenin ilanından başka bir anlam çıkaramıyorum. Karamahmutoğlu’nunkinden tek farkı bu illegalite ilanının şiddet içermemesi. Halkın istemediği, uzmanların neredeyse tamamının -Sinan Genim’le Hakan Kıran’ı bir kenara ayıralım- “Gezi’yi maymuna çevirecek”, “Rüküş, israfkar ve görgüsüz”, “Çocuksu araçlarla verilen siyasal bir kavga” ve benzeri kısa ama sert cümlelerle reddettiği bir yeniden doğuşa maalesef tanıklık edeceğiz gibi gözüküyor. 

Taksim’deki “yaparım bilirsin” inatlaşması sürerken yöneticilerimizin dünya şehircilik tarihine armağan ettiği “tersine kentsel dönüşüm” kavramının (kavramın isim babası benim) örnekleri çoğalıyor. Üsküdar’dan Kuzguncuk’a doğru giderseniz Paşalimanı’ndaki Boğaz’a nazır parkta açılan üç büyük çukura rastlayacaksanız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin parkın girişine astığı tabelanın üzerindeki bilgilerden çukurların niye açıldığını anlıyoruz: “Üsküdar Serasker Hüseyin Avni Paşa Yalısı ve Arapzade Yalısı Temel Araştırma Kazısı”



Proje yeni değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi sitesinde projeden kısaca şöyle bahsediyor: “İstanbul Boğazı’nın karakteristiğini oluşturan yalılar arasında sayılan bu yok olmuş kültür varlıklarımızın yeniden İstanbul’a kazandırılabilmesi amacıyla kazı çalışması yapılarak, kazı rölövelerinin alınmasını kapsayan çalışmalar 05.07.2011 tarihinde başlamıştır.” 

Radikal Gazetesi’nden Enis Tayman’ın 08.02.2013 tarihli haberinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu işe girişmesinin amacı “ihya etmek ve kamu yararına kullanmak” olarak belirtiliyor. Özetle deniz kenarındaki kamusal bir yeşil alan yok edilerek yerine iki yalı ihya edilecek ve kamu yararına kullanılacak. 

Peki nedir bu kamu yararı? Yeşil alan mı kamu yararına, yalılar veya kışlalar mı? Hemen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2004-2010 yılları arasındaki yeşil alan verilerini derleyerek yayınladığı rapora bir göz atalım. Ülkemizde kişi başına düşmesi gereken yeşil alan miktarı, 1999 depreminden sonra revize edilerek 10 metrekareye çıkartılmış. İstanbul kentlisinin kullanabileceği yeşil alan ise 6,05 metrekare. Aynı belediyenin “Yaşayan Şehir İstanbul-İstanbul’da Çevre Yatırımları 2004-2012” isimli yayınında ise bu rakam 6,08 metrekare olarak belirtiliyor. Bu rakamlara otoyol kenarlarında yer alan yeşil bantların dahil olduğunu da umarım göz önünde tutuyorsunuzdur. Taraf Gazetesi’nin 18.07.2012 tarihinde yayımladığı bir haberde görüşüne başvurulan uzmanlar reel rakamın 3 metrekarenin bile altında olduğunu söylüyor. 

Olması gereken nedir? Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre şehir merkezinde kişi başına düşen yeşil alan miktarı en az 10 metrekare olmalı. Şehir merkezinin dışındaki banliyölerde ise 25 metrekarelik bir yeşil alan öneriliyor… Olması gerekeni ve İstanbul’un verilerini paylaştıktan sonra biraz da dışarıdan örnek verelim: Paris’in de içinde olduğu Île de France bölgesinin 2011 yılında yayımladığı rapora göre Paris şehir merkezinde kişi başına düşen yeşil alan yaklaşık 8,0 metrekare.  Paris’e banliyöleriyle birlikte baktığımızda bu rakam 28 metrekareye çıkıyor. İlginç olan bu rakamlara sadece ve sadece kamusal alan olarak kullanılan park ve bahçeler dahil edilmiş. Otoyol ağaçlandırmaları hariç tutulmuş. Nedeni basit: Kamunun bu yeşil alanlardan faydalanamaması… Bir Londra kentlisi ortalama 20 metrekare yeşil alandan faydalanıyor. Gökdelenler şehri New York’ta ise şehir merkezinde yaşayan bir New York’lunun faydalandığı yeşil alan 23 metrekare.

Şimdi tekrar İstanbul’a, Paşalimanı’na dönelim. Mimar Sinan’ın 16. yüzyılda başında olduğu ocağın ismini mimarlık şirketine uygun görerek “mütevazılığın” sınırlarını zorlayan Hassa Mimarlık’ın açtığı çukurlarda yuvarlak bir altyapı, merdiven ve temel kalıntıları gözüküyor. Bingo! Bu durumda yalılar ihya edilebilir, kamu bundan faydalanabilir. Bu kamu yararı ne biçim bir şeydir ki gerektiğinde parklar yok edilebilir ve yerine koca binalar inşa edilebilir? Kamu yararının dengesini kim bulacak? Koruma kurulları veya yargı mı? Yoksa Hassa Mimarlık’ın sermimaranı mı? Veya Büyükşehir Belediye Başkanı mı? Başbakan mı? 


Yine aklıma eskilerden bir örnek geliyor. Kendisiyle tanışıyor olmaktan büyük bir mutluluk duyduğum, çok genç yaşta kaybettiğimiz Avukat Derviş Parlak şöyle demişti: “Kamu yararı varsa hukuka uygundur, kamu yararı yoksa hukuka aykırıdır. 
 
Bu satırların yazarı olarak ben de illegaliteyi kısa bir süreliğine de olsa ilan ediyorum. 5 dakikalığına kurul, kanun, yönetmelik, mimarlar, başkanlar ve başbakanları bir kenara bırakın lütfen! Yukarıda yazdığım kişi başına düşen yeşil alan metrekarelerine bir kez daha bakın. Kısa bir süre düşünün! Kamu yararı Taksim’e kışla, Paşalimanı’na yalı inşa ederek mi sağlanır? Yoksa Taksim Gezisi ve Paşalimanı’ndaki Boğaz’a nazır parkı koruyup çoğaltarak mı?



Not: 13 Nisan 2013 Cumartesi, saat 18:00’da Gezi Parkı kamu yararınadır diyenler Gezi Parkı’nda buluşuyor. 



2 Nisan 2013 Salı

MOZAİKLER AÇILIYOR


Bugün Beşiktaş Belediyesi, Bedri Rahmi'nin yaptığı mozaiklerin üzerine asılan reklamları taşıyan demir konstrüksiyonları da kaldırdı (üstte ve altta). 


Geçen hafta da Ferruh Başağa'ya ait mozaiği kapatan sundurma kaldırılmıştı.