Bozukluk deyip geçmemek lazım! Günlük hayatta kullandığımız demir paralar, ilk kullanıldıkları günden bugüne, üstlerinde birçok bilgiyi de taşıdılar. Ama biz onları, ceplerimizde ağırlık yapmalarından başka değeri olmayan paralar olarak görürüz. M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren sikke bastığı bilinen Çanakkale’deki Kebren kentiyle ilgili bilgilerimizin birçoğu sikkelerden geliyor.
Birazdan değineceğimiz bu önemli bilgilerden önce Kebren’in nerede olduğunu tarif edelim: Kent, Bayramiç ilçesinin 13-14 kilometre güneyinde yer alan Çaldağ Köyü ile Akpınar Köyü arasındaki iki farklı tepe üstüne kuruluyor. Kuzeydeki tepenin adı Çaldağ, güneydekinin ise Fuğlatepe. 1865 yılında Calvert’le başlayan, Schliemann, Kiepert, Fabricius, Dragendorf, Judeich, Hasluck, Leaf’le devam eden ve 1960’lı yıllarda Cook’la sonlanan Kebren kent tarihi araştırmalarının çözmeye çalıştığı en önemli sorun, yaşanılan alanın (akropol) hangi tepede kurulu olduğudur. Bazıları Çaldağ, bazıları da Fuğlatepe’nin akropol olduğunu iddia etmişler. Kimler haklı, kimler değil hâlâ bilinmiyor, ancak bugünkü gözlemler ışığında söyleyebileceğimiz tek şey, Çaldağ’daki kalıntıların diğer tepeye göre daha yoğun olduğudur.
M.Ö. 8. yüzyıldan 3. yüzyıla kısa kent tarihi
Troas Bölgesi kentlerinin birçoğunda M.Ö. 8. yüzyılda görülen Aiol etkisinin en önemli kanıtlarından biri, kazı veya yüzey araştırmalarında bulunan gri renkli çanak-çömlek parçaları. 1960’lı yıllarda Cook’un Kebren’de yaptığı araştırmalarda bulduğu gri renkli çanak-çömlek parçaları Kebren’deki Aiol etkisini gösteriyor. M.Ö. 7. yüzyılda Lidyalıların bölgede etkili oluyorlar. Kebren gibi Troas Bölgesi’nin iç kesimindeki kentlerin sur duvarlarının bu yüzyılda Lidyalılara engellemek için geliştirildiği biliniyor. M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren Anadolu’da görülen Pers etkisi, Kebren’de de zaman zaman etkisini gösteriyor. Kent M.Ö. 435 yılında bağımsız bir devlet statüsüyle Attika Delos Deniz Birliği’ne üye oluyor. Perslerin yeniden güçlenmesiyle M.Ö. 5. yüzyılın sonlarında kent Pers egemenliğine giriyor. Persler bölgeye vali olarak Dardanoslu Zenin’i atıyorlar. Zenin ve sonrasında karısı Mania, Kebren’in dahil olduğu bölgeyi M.Ö. 4. yüzyılın başına kadar yönetiyorlar. Mania’nın öldürülmesi sonucunda bölgede hissedilen yönetimsel boşluğu fırsat bilen Spartalı komutan Derkylides kenti kuşatıyor; Kebrenliler, Spartalı Derkylidas’ı Perslilere tercih ettikleri için direnmeden kentin kapılarını açıyorlar. Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos, Kebrenlileri zorunlu göçe zorlayarak, M.Ö. 310 yılından itibaren yaklaşık on yıl boyunca Alexandria Troas’ta yaşamaya mecbur ediyor. Antik kaynaklar, Antigonos’un ölümüyle biten zorunlu yer değiştirme hareketinin ardından Kebrenlilerin ve Kebren’in kuzeydoğusundaki Skepsislilerin kentlerine döndüklerini yazıyorlar. Kebren, eski halkı tarafından M.Ö. 281 yılında Seleukos hanedanının başı I. Antiokhos’un izniyle yeniden kuruluyor.
Gür su bol su
Kebren kurulduğu zamanlardaki iklimi ve coğrafyası ile ilgili birçok bilgiyi, bastığı sikkelerden ve isminin kökeninden öğreniyoruz. Uzmanlar, “Kebren” kelimesinin kökeninin “gür su, bol su”dan geldiğini belirtiyorlar. Skamandros Vadisi’nde (Eski Menderes Vadisi) kurulan kent günümüzde de verimli topraklara sahip. Kebren’i kuzeybatı Anadolu kentleri arasında öne çıkaran bir başka özelliği ise yüncülükte gösterdiği ilerleme. Bu bilgiyi Kebren sikkelerinin üstünde yer alan koç başları sayesinde doğruluyoruz. İlgilenenler için hemen belirtelim Londra’daki “British Museum” Kebren’de bulunan sikkelerden oluşan bir koleksiyona sahip.
Bugün kenti ziyaret ettiğinizde göreceğiniz en sağlam kalıntılar kenti çevreleyen yaklaşık 5 kilometre uzunluğunda, genişliği yer yer 3 metreyi bulan kent surlarıdır. Calvert ve Schliemann’ın yaptıkları küçük sondajlar dışında kazı çalışması yapılmayan kent hakkında görülebileceğiniz önemli buluntular Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.
troas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
troas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Nisan 2011 Cumartesi
28 Şubat 2011 Pazartesi
ARKEOLOJİ MERAKLISI TATİLCİLERE 3: ASSOS
Başbakanımız, arkeologların büyük çabalarla geçmişimizi aydınlatmak için ortaya çıkardığı önemli buluntulara "şey" diyedursun... Ben de size "şey"lerin bulunduğu bazı önemli arkeolojik merkezleri tanıtmaya devam edeyim. Unutmayalım ki bu şeyleri yaratanlar da insandı. Gökten gaipten gelmediler. Tek sorunları müslüman olmamaları mı acaba? Ama bunun için onları suçlamak yersiz olur.
Eskiden deniz kenarındaki bir balıkçı barınağı, palamut depoları, gümrük binası ve yamaçtaki küçük köyden oluşan Behramkale nasıl oldu da, bugün Troas Bölgesi’nin en çok ziyaret edilen arkeolojik ve turistik merkezlerinden biri haline dönüştü? Bu dönüşümdeki en önemli katkı, arkeolojik kazıların 1981 yılında başlaması ve kazı ekibinin ısrarlı çalışmaları sonucunda kent çevresinin “kentsel, arkeolojik, doğal sit” olarak koruma altına alınmasıydı. Limandaki taş binaların aslına uygun olarak onarılarak turizme açılmasının ardından, ünlü Yunan düşünürü Aristoteles’in üç yıl kalarak hocalık yaptığı Assos, Çanakkale’nin en çok ziyaretçi ağırlayan antik kentlerinden biri oldu.
Texier, Clark ve Bacon
Aslında kent hakkında araştırmalar 1981 yılından çok eskilere dayanıyor. Geçmişi 18. yüzyıla kadar uzanan araştırmaların getirdikleriyle götürdükleri halen uzmanların tartıştığı bir konu olarak gündemdeki yerini koruyor. Charles Texier’nin 1849 yılında yazdığı, Anadolu’yu tanıtan üç ciltlik kitap, Assos’taki Athena Tapınağı’nın arşitrav parçalarını Louvre Müzesi’ne götürülmesiyle ödüllendiriliyor. Ödülle ilgili emir bizzat dönemin padişahı II. Mahmut tarafından veriliyor. Bir diğer örnek de, 1881’de Osmanlı’dan izin alarak Assos’ta kazılara başlayan Clarke ve Bacon isimli araştırmacıların buldukları parçaların yarısını Boston Müzesi’ne taşımalarıyla karşımıza çıkıyor. Dört yıl süren bu kazı kampanyası Amerikalıların Anadolu topraklarında yaptığı ilk çalışma olarak biliniyor.
İlk Tunç Çağı’ndan günümüze…
2005 yılından aramızdan ayrılan, Assos kazılarının başkanlığını 25 yıl yürüten Ümit Serdaroğlu yaptığı yayınlarda, kentteki uygarlık izlerinin İlk Tunç Çağı’ndan (yaklaşık 5-6 bin yıl önce) günümüze kadar kesintisiz olarak devam ettiğini bildiriyor. Kent, M.Ö. 7 yüzyılda Trakya kökenli Mysialılar ve sonrasında Aioller tarafından kullanılıyor. M.Ö. 560’da Lydialılar, M.Ö. 546’da ise Perslerin egemenliğine geçiyor.
M.Ö. 4 yüzyılın koltuk kavgaları
M.Ö. 387’de Anadolu’da Pers egemenliği sürerken, banker Eubolos kendini Assos ve Atarneas’ın hükümdarı ilan ediyor. Bu durum günümüzde de çok sık karşılaştığımız koltuk kavgalarına taş çıkartan bir olaylar silsilesiyle sonuçlanıyor. Eubolos, hizmetkârı Hermeias tarafından öldürülüyor. Hermeias, Platon ve Aristotales’in öğrencisi. Hükümdarlığı sırasında Aristotales’i ders vermesi için kentine davet ediyor. Bununla da kalmayıp kuzeniyle evlendiriyor. Evlilik çok uzun sürmese de, mantığın kurucusu olarak kabul edilen, bilim ve düşünce tarihini etkilemiş en önemli düşünür Aristotales üç yıl boyunca kentte ders veriyor.
Hermeias’ın sonunu M.Ö. 345 yılında, Perslerle birlik olan Rodoslu Memnon hazırlıyor. Memnon, Hermeias’ı kentine davet edip, onu Persler’e teslim etmekle kalmıyor. Hermeias’ın ağzından yazdığı bir mektupla, “Persler’in egemenliğini tanımaları gerektiğini ve yerini Pers Kralı Antaxerxes’e bıraktığını” Assos’la hareket eden tüm kentlere yolluyor. Kentler savaş olmadan Persler’in eline geçiyor. M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in Persler’i yenmesiyle bölgedeki Pers etkisi bitiyor. Galyalılar ve Bergama Krallığı’nın kısa sürelerle egemenliğine giren kent en zengin günlerini Roma Dönemi’nde yaşıyor. Romalılardan sonra sırasıyla Bizanslılar, Haçlılar ve Osmanlılar Assos kentinin muhteşem günbatımını seyretme şansını yakalıyorlar.
Kentin koruyucusu Athena
Kenti gezenlere veya burada kazı yapanlara, kentin en güzel yapısı hangisidir diye sorarsanız, cevap hiç kuşkusuz, şu an neredeyse tamamına yakını tahrip olmuş, parçaları yurtdışındaki müzelere dağılmış Athena Tapınağı olur. M.Ö. 530 yılında kentin en yüksek noktasında yapılan tapınak, kentin koruyucusu Athena’ya adanmıştır. Kentin simgesi olan, denizden ve karadan çok iyi algılanan tapınağın yeri, Assos’u gezmeye gelenlere -özellikle günbatımını tercih edenlere- bu noktanın kutsal bir alan olduğunu hissettiriyor. Tapınağın bir başka ilginç özelliği ise, Anadolu’daki Arkaik Dönem Dor düzeninde yapılmış tek tapınak olmasından geliyor.
Assos’ta kazılar Çanakkale 18 Mart Üniversitesi arkeologlarının yönetiminde devam ediyor. M.Ö. 4 yüzyılda yapılmış döneminin en iyi korunmuş surları, M.Ö. 2. yüzyılda yapılmış Aristotales’in ders verdiği gymnasion’u, Serdaroğlu başkanlığındaki kazılar sırasında gün ışığına çıkarılan M.Ö. 3 yüzyıla tarihlenen tiyatrosu, nekropolü, meclis binası ve kentin kalbi konumundaki agorası, hâlâ kenti gezme şansını bulamayanları bekliyor.
Assos Klasik Dönem sonrası yapılarıyla da tanınıyor. Aziz Paul ve Aziz Lukas’ın ziyaretleri sonucunda Batı Anadolu’da Hıristiyanlığı ilk kabul eden kentlerden biri olarak bilinen Assos’un M.Ö. 4 yüzyıla ait kilisesi mutlaka gezilmesi gereken bir Erken Hıristiyanlık Dönemi yapısı. Bir diğer önemli yapı da 14. yüzyılda I. Murat’ın (Murat Hüdavendigâr) devşirme malzemeyle yaptırdığı cami.
Kentte Aristoteles’in mirası yaşatılmaya devam ediyor. Yılda iki kez “Assos’ta Felsefe” başlığı altında düzenlenen felsefe günleri, uzmanlar ve felsefe severlerin katkılarıyla farklı konuları tartışmaya açıyor. Assos’u taze bir bilgiyle terk ediyoruz. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi arkeologları, Anadolu’da ilk arkeolojik araştırmalarına Assos’ta başlayan Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle, kentin en önemli yapısı olan Athena Tapınağı’nın aslına sadık kalarak yeniden yapılması (rökonstrüksiyon) için proje geliştiriyor.
Eskiden deniz kenarındaki bir balıkçı barınağı, palamut depoları, gümrük binası ve yamaçtaki küçük köyden oluşan Behramkale nasıl oldu da, bugün Troas Bölgesi’nin en çok ziyaret edilen arkeolojik ve turistik merkezlerinden biri haline dönüştü? Bu dönüşümdeki en önemli katkı, arkeolojik kazıların 1981 yılında başlaması ve kazı ekibinin ısrarlı çalışmaları sonucunda kent çevresinin “kentsel, arkeolojik, doğal sit” olarak koruma altına alınmasıydı. Limandaki taş binaların aslına uygun olarak onarılarak turizme açılmasının ardından, ünlü Yunan düşünürü Aristoteles’in üç yıl kalarak hocalık yaptığı Assos, Çanakkale’nin en çok ziyaretçi ağırlayan antik kentlerinden biri oldu.
Texier, Clark ve Bacon
Aslında kent hakkında araştırmalar 1981 yılından çok eskilere dayanıyor. Geçmişi 18. yüzyıla kadar uzanan araştırmaların getirdikleriyle götürdükleri halen uzmanların tartıştığı bir konu olarak gündemdeki yerini koruyor. Charles Texier’nin 1849 yılında yazdığı, Anadolu’yu tanıtan üç ciltlik kitap, Assos’taki Athena Tapınağı’nın arşitrav parçalarını Louvre Müzesi’ne götürülmesiyle ödüllendiriliyor. Ödülle ilgili emir bizzat dönemin padişahı II. Mahmut tarafından veriliyor. Bir diğer örnek de, 1881’de Osmanlı’dan izin alarak Assos’ta kazılara başlayan Clarke ve Bacon isimli araştırmacıların buldukları parçaların yarısını Boston Müzesi’ne taşımalarıyla karşımıza çıkıyor. Dört yıl süren bu kazı kampanyası Amerikalıların Anadolu topraklarında yaptığı ilk çalışma olarak biliniyor.
İlk Tunç Çağı’ndan günümüze…
2005 yılından aramızdan ayrılan, Assos kazılarının başkanlığını 25 yıl yürüten Ümit Serdaroğlu yaptığı yayınlarda, kentteki uygarlık izlerinin İlk Tunç Çağı’ndan (yaklaşık 5-6 bin yıl önce) günümüze kadar kesintisiz olarak devam ettiğini bildiriyor. Kent, M.Ö. 7 yüzyılda Trakya kökenli Mysialılar ve sonrasında Aioller tarafından kullanılıyor. M.Ö. 560’da Lydialılar, M.Ö. 546’da ise Perslerin egemenliğine geçiyor.
M.Ö. 4 yüzyılın koltuk kavgaları
M.Ö. 387’de Anadolu’da Pers egemenliği sürerken, banker Eubolos kendini Assos ve Atarneas’ın hükümdarı ilan ediyor. Bu durum günümüzde de çok sık karşılaştığımız koltuk kavgalarına taş çıkartan bir olaylar silsilesiyle sonuçlanıyor. Eubolos, hizmetkârı Hermeias tarafından öldürülüyor. Hermeias, Platon ve Aristotales’in öğrencisi. Hükümdarlığı sırasında Aristotales’i ders vermesi için kentine davet ediyor. Bununla da kalmayıp kuzeniyle evlendiriyor. Evlilik çok uzun sürmese de, mantığın kurucusu olarak kabul edilen, bilim ve düşünce tarihini etkilemiş en önemli düşünür Aristotales üç yıl boyunca kentte ders veriyor.
Hermeias’ın sonunu M.Ö. 345 yılında, Perslerle birlik olan Rodoslu Memnon hazırlıyor. Memnon, Hermeias’ı kentine davet edip, onu Persler’e teslim etmekle kalmıyor. Hermeias’ın ağzından yazdığı bir mektupla, “Persler’in egemenliğini tanımaları gerektiğini ve yerini Pers Kralı Antaxerxes’e bıraktığını” Assos’la hareket eden tüm kentlere yolluyor. Kentler savaş olmadan Persler’in eline geçiyor. M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in Persler’i yenmesiyle bölgedeki Pers etkisi bitiyor. Galyalılar ve Bergama Krallığı’nın kısa sürelerle egemenliğine giren kent en zengin günlerini Roma Dönemi’nde yaşıyor. Romalılardan sonra sırasıyla Bizanslılar, Haçlılar ve Osmanlılar Assos kentinin muhteşem günbatımını seyretme şansını yakalıyorlar.
Kentin koruyucusu Athena
Kenti gezenlere veya burada kazı yapanlara, kentin en güzel yapısı hangisidir diye sorarsanız, cevap hiç kuşkusuz, şu an neredeyse tamamına yakını tahrip olmuş, parçaları yurtdışındaki müzelere dağılmış Athena Tapınağı olur. M.Ö. 530 yılında kentin en yüksek noktasında yapılan tapınak, kentin koruyucusu Athena’ya adanmıştır. Kentin simgesi olan, denizden ve karadan çok iyi algılanan tapınağın yeri, Assos’u gezmeye gelenlere -özellikle günbatımını tercih edenlere- bu noktanın kutsal bir alan olduğunu hissettiriyor. Tapınağın bir başka ilginç özelliği ise, Anadolu’daki Arkaik Dönem Dor düzeninde yapılmış tek tapınak olmasından geliyor.
Assos’ta kazılar Çanakkale 18 Mart Üniversitesi arkeologlarının yönetiminde devam ediyor. M.Ö. 4 yüzyılda yapılmış döneminin en iyi korunmuş surları, M.Ö. 2. yüzyılda yapılmış Aristotales’in ders verdiği gymnasion’u, Serdaroğlu başkanlığındaki kazılar sırasında gün ışığına çıkarılan M.Ö. 3 yüzyıla tarihlenen tiyatrosu, nekropolü, meclis binası ve kentin kalbi konumundaki agorası, hâlâ kenti gezme şansını bulamayanları bekliyor.
Assos Klasik Dönem sonrası yapılarıyla da tanınıyor. Aziz Paul ve Aziz Lukas’ın ziyaretleri sonucunda Batı Anadolu’da Hıristiyanlığı ilk kabul eden kentlerden biri olarak bilinen Assos’un M.Ö. 4 yüzyıla ait kilisesi mutlaka gezilmesi gereken bir Erken Hıristiyanlık Dönemi yapısı. Bir diğer önemli yapı da 14. yüzyılda I. Murat’ın (Murat Hüdavendigâr) devşirme malzemeyle yaptırdığı cami.
Kentte Aristoteles’in mirası yaşatılmaya devam ediyor. Yılda iki kez “Assos’ta Felsefe” başlığı altında düzenlenen felsefe günleri, uzmanlar ve felsefe severlerin katkılarıyla farklı konuları tartışmaya açıyor. Assos’u taze bir bilgiyle terk ediyoruz. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi arkeologları, Anadolu’da ilk arkeolojik araştırmalarına Assos’ta başlayan Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle, kentin en önemli yapısı olan Athena Tapınağı’nın aslına sadık kalarak yeniden yapılması (rökonstrüksiyon) için proje geliştiriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)